
yürüdüğü yollardan ödünç aldığı, eşsiz kelimeleri biriktirir insan. attığı adımlarından arda kalandır kelimeler ona .yollar uzadıkça kelimeler cümleleşir.cümleler anlamlaşır. kısa rüyalar görmeye alışkın değildir o. "kısa rüyalar görmeye alışkın olmayan insanın cümleleri elbete uzun olacaktır" .içini kapadıkça gerçeğe, uzar rüyaları, kendini sakladıkça gerçekten, korkunç bir karanlığa bürünür en renklisi kanla boyanır rüyaların.
bulut kendini oluşturmaya başladığında içindeki su damlacıkları o kadar küçüktür ki, üzerine güneşten gelen ışıkları doğrudan yansıtır.sorgulamadan yansıttığı ışık pamuk gibi beyaz gösterir onu bize. saf ve temiz ,yeni dünyaya gelmiş insan yavrusu gibi kirlenmemiş evrenin tüm ışığını ve güzelliğini yansıtan.ışıkla suyun ahengini alkışlar
yeryüzü.kilometrelerce uzakta yapılan işbirliği eşsiz bir manzara sunar bize. uyum. zamanla bu su damlacıkları birleşip büyüdükçe kalınlaştıkça gelen ışığı daha az yansıtır olur. koyu bir renge bürünür bulut. bulutun taşıma kapasitesi doldukça, rengi koyulaştıkça yağmaya yaklaşmış demektir.tıpkı insan gibi büyüdükçe diğer insanlarla iletişime geçtikçe biriktirdikçe içindeki öfkesini saflığından temizliğinden uzaklaşır.yaşamdaki kötü tecrübeleri onu yavaş yavaş doğasından uzaklaştırır insanın dramatik yazgısıyla yaptığı bu yolculuk hızla onu karanlığa iter, zift dolu bir bataklığa sürüklenmek üzeredir. insan can acıtan duygularla boğuşur ,kendi varoluşunu anlamaya çalışmadan diğerlerini anlamaya çalışması kahreder hayatını. bir insan kendini tanımadan kendini insan yapmadan diğer insansıları anlamaya çalışırsa elbette sonu hüsran olacaktır. bulutu bulut yapan su damlacıklarının birbirleriyle olan kucaklaşmasıdır.su damlası bilir ki diğer damlaya güvenmezse ve işbirliğine girmezse bulut olamaz.ve bulut olup yağmazsa tekrar özüne dönemez yeniden su olamaz. Bulut olabilmek için su damlası olmak ve diğer su damlasıyla buluşmak gerekir.yani olman gerekeni olmak gerekir ve senin gibi olanı bulmak gerekir.
bir su damlasındaki bilinç bu kendini biliş çoğu insanda yoktur yada bir su damlasının farkına vardığı bu hayati gerçeğin farkında değildir insan.farkında olmak farklı olmak olarak algılandıkça gerçektende yeryüzü farklı olmaya çalışan insana benzeyen mahluklarla dolacaktır.farkında olmak ise başka bir boyutta algılamaktır hayatı. hayatın özünü kavramak için yapılan bir yolculuğa çıkmaktır.ve bu yolculuk insanın kendine yaptığı yolculuk olduğundan durağı yoktur vasıtası yoktur ve kendinden başka müşterisi yoktur.bu yolculukta yalnızlığına kaçar insan, yalnızlığın karanlığına sığınır, yalnızlığın yavan ekmeğini yer, yalnızlığın beyin parçalayan sessizliğine tutunur.dokuna bildiği tek şey orada yalnızlığıdır. yalnızlığına dokunduğunda kor bir ateş yakar insanı ve bu ateş ona bir daha nasıl yanılmayacağını öğretecektir.yalnızlığında yüzleştiği karanlığı dost bilir, duyduğu en güvenli sesin evrenin sesi olduğunu anlar insan , yediği en güzel ekmeğin yalnızlığın ekmeği olduğunu keşfeder, yanan yüreğinin tüm hücrelerinde duyumsadığı acının, acı duygusunun en can alıcı duygu olduğunun,acıların en güzelinin de insan olurken çekildiğinin ayırdına varır, farkına varır.farkına varır sonunda insan, mutluluk denen duygunun sahteliğini keşfeder.mutluluğu bulmak adına yapılan erdemsizlikler hemen belirir gözünün önünde, mutluluk arayışının ebedi acıların başlangıçı olduğunu fark eder. yıllarca aradığı şeyin mutluluk olmadığını mutluluğun değil, acının insanı insan yaptığını fark eder.artık acıları ertelemekten vazgeçecektir insan mutluluğun peşinde koşmanın ona kaybettirdiği zamanı telafi edecektir. yağmanın zamanı gittikçe yakınlaşır öğrendikçe öğretir insan kendi benzerleriyle buluştuğu vakit çoğalır dünyayı kurtaracak duygu her birleşim büyük bir enerjidir. insan, damlaların oluşturduğu bulut misali özüne dönmek için yağmayı bekleyecektir.ve o yağdığı zaman acının ne olduğunu bildiği için su damlacıları yerine yeryüzüne merhameti gönderecektir. belma.....




