30.04.2007
şizo-FREN...JEANNE D'ARC İÇİN SAYIKLIYOR....
JEANNE D'ARC 15.YÜZYILDA SKOLASTİK DİN BASKISININ VE ENGİSİZYON MAHKEMELERİNİN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ ORTA ÇAĞ AVRUPASININ KARANLIK DÖNEMİNDE YAŞAMIŞTIR..FARKLI DÜŞÜNCENİN ÖLÜMLE CEZALANDIRILDIĞI BU DÖNEMDE HEM FARKLI DÜŞÜNMEK HEMDE KADIN OLMAK ELBETTE KOLAY DEĞİLDİR.O.. İNANDIĞI DÜŞÜNCELER UĞRUNA YAKILMAYI GÖZE ALMIŞ GERÇEK BİR KADIN KAHRAMANDIR..BİZ KADINLARIN YAŞADIĞIMIZ TOPLUMDA VE İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ BU YENİ DÜNYA DÜZENİ İÇİNDE BİRER JEANNE DARC OLMA GEREKSİNMEMİZ VARDIR.KORKULARIMIZLA YÜZLEŞİP YENİ BİR DÜNYA YARATMAK BİZİM ELİMİZDEDİR. O TARİHİ DEĞİŞTİREN YANLIZ BİR KADINDIR.BİNLERCE KADININ JEANNE DARC OLMASI TÜM KARANLIK GÜÇLERİN KORKULU RÜYASI OLSA GEREK.....belma
29.04.2007
JEANNE D'ARC KARANLIKLAR DÜNYASININ AYDINLIK PRENSESİ

Jeanne d'Arc, Yüzyıl Savaşları boyunca İngiltere'ye karşı durmadan Fransa'ya yardım eden ve daha sonradan Fransa'nın dört bir yanında nam salmış bir Fransız Katolik azisesidir.
12 yaşındayken St. Catherine, St. Margearet ve St. Micheal'in ruhları ile önsezi ile iletişime geçmeye başladığı söylenir. Savaşlarda Fransız ordusuna katılmış ve İngiliz'lere karşı savaşmıştır. Daha sonra onu esir alan İngiliz'ler onun erkek giysileri giyip savaşan ve gaipten sesler duyan bir kâfir olduğunu öne sürerek onu henüz 19 yaşında iken yakarak öldürme kararı vermişlerdir.
Ölmeden önce ve öldükten sonra adını korumak için görülmüş tüm mahkeme kayıtları bugün Fransa Millî Kütüphanesi'nde saklanmaktadır. Yaşadığı tarihteki diğer kişiler ile kıyaslandığında, hakkında en çok şey bilinen kişilerden biridir. Jan Dark bugün Fransa'nın en önemli azizelerinden ve kutsal ikonlarındandır
12 yaşındayken St. Catherine, St. Margearet ve St. Micheal'in ruhları ile önsezi ile iletişime geçmeye başladığı söylenir. Savaşlarda Fransız ordusuna katılmış ve İngiliz'lere karşı savaşmıştır. Daha sonra onu esir alan İngiliz'ler onun erkek giysileri giyip savaşan ve gaipten sesler duyan bir kâfir olduğunu öne sürerek onu henüz 19 yaşında iken yakarak öldürme kararı vermişlerdir.
Ölmeden önce ve öldükten sonra adını korumak için görülmüş tüm mahkeme kayıtları bugün Fransa Millî Kütüphanesi'nde saklanmaktadır. Yaşadığı tarihteki diğer kişiler ile kıyaslandığında, hakkında en çok şey bilinen kişilerden biridir. Jan Dark bugün Fransa'nın en önemli azizelerinden ve kutsal ikonlarındandır
şizo-FREN den DON KİŞOTA SELAM
istanbulda yaşayan bir tanıdığım var.yaşamla tek başına mücadele eden biri.ben ona çağdaş don kişot diyorum.hatta eklemek lazım..çağdaş bayan donkişot.cervantesin 1610 yılına yazmış olduğu don kişotu hatırlamayanız yoktur.birkez daha hatırlatayım bu hikayeyi.don kişot yaveri sanço panza ile beraber dünyayı kötülüklerden temizlemeye hevesli yaşlı bir adamdır.tüm hayatını kahramanlık hikayeleri ve şovalyelerin hayatlarını okuyarak geçirmiştir.artık zamanı yoktur.ve kötülüklerden kurtulmak için yola koyulur.her gittiği yerde deli muammelesi görür ve onun bu oyununa ortak olan insanlarla karşılaşır..ve hikayenin en tanınan kısmında yeldeğirmenlerine karşı savaşır..hikayenin tümünden bahsedecek değilim ama merak edenlere okumalarını şiddetle tavsiye ederim.bizim bayan don kişot da yeldeğirmenlerine karşı savaşıyor istanbulda...çok marjinal bir hayatı var bireysel kazanımları her zaman önceliğini korur.o..önüne her gün konan otu yemeğe itiraz eder.aç kalır.ama önüne çıkan ceylanın kafasını koparmaktanda geri kalmaz.ceylanın ne zamanda önüne çıkacağı onun tarafında da çoğu zaman bilinemez.o her rüzgardea şekil değiştiren bir kum tepeciğidir.rüzgarın şiddetine göre şeklini belirler.bu şekle göre yaşamını değiştirmekten kaçınmaz. yaşanmayan yaşam biçimi kalmasın diye.her türlü sosyal statüde karşımıza çıkar.uzaktan baktığımda toplumdan çok uzak yaşadığını düşünürüm.ama o yine rüzgarın sert etkisiyle yine savrulmuş durumda hiç beklemediğim bir duyarlılıkla bu günün politik gündemini takip ediyor ve endişeleniyor. ve çözüm üretmek üzere arayışlara geçmiş bile.ben onun yeldeğirmenlerine karşı açmış olduğu savaşta aklı ve zekasıyla kazanan taraf olacağını biliyorum.iş şimdi yavari sanço panzayı bulmaya kaldı....belma
27.04.2007
şizo-FREN..SYLVİA PLAHT İÇİN SAYIKLIYOR....

sylvia plahti yıllar önce bir kültür sanat dergisin şiir ekini hazırlarken tanıdım.açıkça söylemem gerekirse şiirlerinden çok yaşam öyküsü etkilemişti beni.yaratıcılığın yıkıcı gücünün açıkça yaşandığı her dönemi inceleme konusu olabilecek bir yaşamı vardı. o yaratıcı bir kadın olarak edebiyat dünyasında yerini bulma çabası içindeyken toplumun kadına yüklediği tüm rolleri kusursuz bir şekilde oynamaya çalışıyordu aynı zamanda.mucize çocuk olarak ilk şiiri sekiz yaşında yayınlanmıştı.profesör babasını on yaşında kaybetti ünlü kadın şaiir ve kolejin son yıllarında ilk ruhsal bunalım sonucu intihar etti.üniversite yıllarında tanıştığı dönemin ünlü ve başarılı şairi ted hudgesle evlendi.bana kalırsa evliliği eşi ve çocukları genç kadının yaratma iç güdüsünü sürekli bastırmasna neden oldu.şiirlerinde korkuyu ve erkeksi dünyanın varlığını özellikle vurgular.evliliklerinin önündeki engel ikisininde yaratıcı zekasıydı ve sylvia bir süre sonra iki çocuğunuda alarak eşinden ayrıldı.ayrılıklarından sonra yaratıcılığı coşan şair şiirlerinde alaycı bir şekilde intihardan söz eder.yetişkin ve özgür bir kadın olarak intiharın hakkı olduğuna inanır.ama yalnızdır ve savunmasızdır.ve depresyon onu yakalar.her on yılda bir tekrarladığı planladığı ölümü "eski eşyaların saklandığı kilerden bir iskelet olarak"çıkarır."yıkma tutkusu aynı zmanda yaratma tutkusudur "der bakunin.şair içinde bu hep böyle olmuştur.
masaya bir tabak ekmek tereyağı ve iki süt biberonu koyar.mutfağa geri döner.hiç bir zaman ait olmadığı yerdir orası.kapıyı ve pencereyi havluyla iyice kapatır.fırını açar ve gaz düğmesini çevirir.bir not bırakmıştır.yardım çığlığını kimse duymaz."LÜTFEN DR ÇAĞIRIN"....belma sylvıa plahtin hayatı
masaya bir tabak ekmek tereyağı ve iki süt biberonu koyar.mutfağa geri döner.hiç bir zaman ait olmadığı yerdir orası.kapıyı ve pencereyi havluyla iyice kapatır.fırını açar ve gaz düğmesini çevirir.bir not bırakmıştır.yardım çığlığını kimse duymaz."LÜTFEN DR ÇAĞIRIN"....belma sylvıa plahtin hayatı
SYLVİA PLATH...KAN DÖKÜCÜ İNTİHARIN PEŞİNDE

1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.
Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.
Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.
Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair W.B. Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.
İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.
Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.
Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.
Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair W.B. Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.
İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.
SYLVİA PLAT...KAN DÖKÜCÜ İNTİHARIN PEŞİNDE
Sylvia Plath
bütün geçmiş dünlerimin yapışkan pisliği
kafatasımın içindeki boşlukta kokuşur
ve eğer midem açıklanamayan bir olaydan dolayı burulsaydı
hamilelik ya da kabızlık gibi
Seni hatırlamazdım
veya bir yeşil peynirden ay gibi ender olan uykudan
menekşe yaprakları kadar besleyici olan yiyecekten
bütün bunlardan dolayı
ve birkac öldürücü çimen avlusu içinde
göğün ve ağaç tepelerinin birkaç küçük boşluğunda
bir gelecek kayboldu dün
alacakaranlıkta bir tenis topu kadar
kolayca ve birdaha ele geçemeyecek biçimde....
sylvia plat
bütün geçmiş dünlerimin yapışkan pisliği
kafatasımın içindeki boşlukta kokuşur
ve eğer midem açıklanamayan bir olaydan dolayı burulsaydı
hamilelik ya da kabızlık gibi
Seni hatırlamazdım
veya bir yeşil peynirden ay gibi ender olan uykudan
menekşe yaprakları kadar besleyici olan yiyecekten
bütün bunlardan dolayı
ve birkac öldürücü çimen avlusu içinde
göğün ve ağaç tepelerinin birkaç küçük boşluğunda
bir gelecek kayboldu dün
alacakaranlıkta bir tenis topu kadar
kolayca ve birdaha ele geçemeyecek biçimde....
sylvia plat
26.04.2007
ŞİZOFRENİ NEDİR?

şizofreni insanı bilincin köşesine sıkıştırıp bilinçdışına sığınmak zorunda bırakan bir ruhsal bozukluktur.alışılagelmiş algılama ve yorumlama biçimlerine yabancılaşan kişi içinde yaşadığı toplumdan kopuyor ve kendi iç dünyasının derinliklerine sürüklenmeye başlıyor.bu olağan dışı ve korku verici serüveni yaşayanların ağzından dinlemek ve dünyayı onların gözünden seyretmek şizofreni konusunda biliçlenmenin ilk basamağı.şizofreni aynı zamanda en çok ilgi çeken ruhsal bozukluklardan birisi.hangi etkiler altında oluştuğu nasıl bir beynin ürünü olduğu ve yakaladığı kişiler dev bir araştırma alanı oluşturuyor.onu..yaşayanların yardımıyla içeriden ve bilimin açtığı pencereden dışarıdan gözlediğinizde insana özgü varoluş biçimleri konusunda kavrayışınızın genişlediğini farkedecek şizofrenin yalnızca hekimleri araştırmacıları değil ruh bilim ve toplum bilim konusundada düşünen herkesi ilgilendirecek kadar evrensel bir sorun olduğunu anlayacaksınız.DR.LEVENT METE
24.04.2007
YANLIZLIK

gökyüzüne baktığımda
maviyi göremediğim an
herşeye küfredeceğim
sevgisizliğime
işsizliğime
parasızlığıma
gökyüzüne baktığımda
kuşları göremediğim an
herşeyi boş verip
hayatımı satacağım
ikiçeşmeliğin arka sokaklarında
sonra kendime kürk alacağım
birde paralarımı koyabileceğim çanta
gideceğim izmirin en lüks restorantına
garsonlardan susuz rakı
yosun kokan balık isteyeceğim
birde midye tava
ve...
öyle sessiz yiyeceğimki balığı
denizdeki tüm balıklar ağlayacak
yanlızlığıma.....
belma
23.04.2007
22.04.2007
bir bebeğe

hey bebek!
annen baban uzun bir süre kandıracak seni.
senin sorularına cevap veremicekler.
kendi sorularının yanıtlarını bulamadılar onlar hiç.
biz yavaş zannedeceğiz, sen hızla büyüyeceksin...
onlara kızacaksın.
belki öfke kusacaksın.
neden diye soracaksın.
hep susacaklar,
kendilerini bulamadıkları için hiç.
öfkenin seni yenmesine izin verme!
gözlerini sakın kör etme!
kaderine boyun eğme!
yok olmayı tercih etme!
ve sevmekten asla vazgeçme!
sorularını yanıtlamak isteriz,
için kararmısın diye
sana, sevgiden aşktan bahsedilen bir hayatı,
geride bırakarak ölmek isteriz
bebeklerin ağlamasın diye.
yeterki bizi bul bebek...
işte seçimin
Hayatta iki şansın var; yaşamını idam ettirirken...
Ya aslan olur; ceylan yersin,
Ya inek olur; önüne atılan otu yersin.
Sen tercihini yaptın mı?
Ya aslan olur; ceylan yersin,
Ya inek olur; önüne atılan otu yersin.
Sen tercihini yaptın mı?
21.04.2007
BİRDEN FAZLA
ben yanlış yaptım birden fazla
birden fazla doğru oldum yaşamda
birden fazla sakindim kabullendim
birden fazlaydı öfkelendiklerim
çok şeyi birden fazla sevdim
birden fazlaydı nefret ettiklerim
birden fazla oldu içimin acısı
birden fazla coşturdu beni mutluluk
birden fazla karıştım insanların içine
birden fazlaydı onlardan kaçışım
herşeyi bu dünyada da ben ikiden fazla yaşadım
ama ölümü birkez yaşayacağım
belma
birden fazla doğru oldum yaşamda
birden fazla sakindim kabullendim
birden fazlaydı öfkelendiklerim
çok şeyi birden fazla sevdim
birden fazlaydı nefret ettiklerim
birden fazla oldu içimin acısı
birden fazla coşturdu beni mutluluk
birden fazla karıştım insanların içine
birden fazlaydı onlardan kaçışım
herşeyi bu dünyada da ben ikiden fazla yaşadım
ama ölümü birkez yaşayacağım
belma
20.04.2007
GOETHE
herkesin vatanlar icat ettiği bir çağda
ön yargısız fikirlere sahip olup
çağını aşabilen insanların vatanı
her yer ve hiç bir yerdir
goethe
ön yargısız fikirlere sahip olup
çağını aşabilen insanların vatanı
her yer ve hiç bir yerdir
goethe
19.04.2007
HERKESİN ELİ KİRLİ

kimin eliyse o çeksin üzerimden
dokunmasın bir daha bana
oyun oynamıyorum ben
yaşamaya çalışırken
hoş-hayat benden fazla hoşlanmasada
kimin eliyse o çeksin üzerimden
midemi bulandırıyor bu yolculuk
yeter artık yazgımızı kendimiz yazalım
ve
suçlamayalım sağı solu
bizi bize bıraksınlar
şayet yersek birbirimizi
bekleyelim önce kim kusacak diye
beni bana bıraksınlar
kimin eliyse o çeksin üzerimden
yeterince kirlendi benliğim
arındırmaya çalışırken
yalan olduğunu bildim çoğu zaman
sustum kanmak istediğimde
zamanı geldi haykırmanın
nedir bu bir şakamı
hayat kovdu hayatından beni
ne için dua edeceğim
yapmadığım kötülükler için mi
yapmak zorunda kaldıklarım için mi
neden iyi olmak zorundayım ben
herkesin eli kirliyken
belma
dokunmasın bir daha bana
oyun oynamıyorum ben
yaşamaya çalışırken
hoş-hayat benden fazla hoşlanmasada
kimin eliyse o çeksin üzerimden
midemi bulandırıyor bu yolculuk
yeter artık yazgımızı kendimiz yazalım
ve
suçlamayalım sağı solu
bizi bize bıraksınlar
şayet yersek birbirimizi
bekleyelim önce kim kusacak diye
beni bana bıraksınlar
kimin eliyse o çeksin üzerimden
yeterince kirlendi benliğim
arındırmaya çalışırken
yalan olduğunu bildim çoğu zaman
sustum kanmak istediğimde
zamanı geldi haykırmanın
nedir bu bir şakamı
hayat kovdu hayatından beni
ne için dua edeceğim
yapmadığım kötülükler için mi
yapmak zorunda kaldıklarım için mi
neden iyi olmak zorundayım ben
herkesin eli kirliyken
belma
HAYAL

uyku değil bu bir uyanış
derinlerimden gelen
o garip seslare karşı
hayata dair ne kaldı elimde
bir kağıt
ve üzerine yazılmış
son sözümden başka
kitaplarımı bile kabul etmeyen bu oda
benide kovuyor
duvarlardan gelen
gitmemi söyleyen sözler
kulaklarımda çınlıyor
ve bana
sürekli
her masalın bir sonu olduğunu
hatırlatıyor
benimde hayallerim vardı
ben tüm acıları
kovmak istedim dünyadan
hayata dair ne kaldı elimde
yırtmaya çalıştığım
karanlığın resminden başka
dondurmadan zamanı
çöküşümü ilan etmeden önce
son bir kez
mırıldanmalıyım yaşamı
belma
derinlerimden gelen
o garip seslare karşı
hayata dair ne kaldı elimde
bir kağıt
ve üzerine yazılmış
son sözümden başka
kitaplarımı bile kabul etmeyen bu oda
benide kovuyor
duvarlardan gelen
gitmemi söyleyen sözler
kulaklarımda çınlıyor
ve bana
sürekli
her masalın bir sonu olduğunu
hatırlatıyor
benimde hayallerim vardı
ben tüm acıları
kovmak istedim dünyadan
hayata dair ne kaldı elimde
yırtmaya çalıştığım
karanlığın resminden başka
dondurmadan zamanı
çöküşümü ilan etmeden önce
son bir kez
mırıldanmalıyım yaşamı
belma
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

