30.05.2007

KENDİNE AİT BİR ODA .Virginia Woolf..


fikir ve sanat alanında varlık gösteren kadınların hayat hikayeleri her zaman dikkatimi çekmiştir.kadınların bu erkek dünyasında nasıl bir varoluş süreci yaşadıkları konusunda bilgi sahibi olmak bir kadın olarak bana yaşamda belirli noktalarda kılavuzluk eder.onların hayatlarında karşılaştıkları zorlukları aşma mücadelesinin yöntemi eğer içselleştirilebilinirse erkekler dünyasında nasıl yaşayabileceğimizi( ya da bu dünyayı nasıl değiştirebileceğimizi)kıyısından köşesinden nasıl hayatın içinde kalabileceğimizi anlatan önemli enektotlar içerir.hayatımıza yön veren bu kadınları anlamaya çalışırken biraz da olsa tek başınalığımızdan kurtulur,içinde bulunduğumuz süreci daha iyi anlamanın yönteminide öğrenmiş oluruz.
kısa bir zaman önce yaşamdan kaçmak istiyordum hatta kendimden kurtulmanın yollarını hastalık derecesinde arıyordum. kadın olarak kendimi nasıl tarif edebileceğimi, yılmışlıktan ne yaparak kurtulabileceğimi ,yeteneklerimi geliştirmem konusunda bende neyin eksik olduğunu anlamamı sağlayacak bir kılavuz, hasta yüreğime iyi gelecekti.aslında bu çırpınışımın nedeni hayata tutunmak ve bu dünyada bende varım diyebilmekti.varım diyebilmek içinde yeniden varolmam ve üretmem gerekiyordu.
düşünce yoğunluğum uzun zamandır kitap okumama engel olmuştu.sürekli bir sorgulama içindeydim. yaşamdaki varoluş serüvenimin evlenip çoluk çocuğa karışmak ,iyi bir eş iyi bir ev kadını olmak dışında başka amaçlarıda olmalıydı.yaşamda ben nereye aittim.gerçekleştirdiğim hayallerimin(bu hayaller başka güçler tarafından verilen, sınırlandırılmış hayallerdir.asla benliğimizi özgür bırakarak hayal kurmamıza izin verilmez.bunu yaptığımız an önceden öğrenilmiş ketlemeler devreye girer. bizde hayallerden utanır ve onlardan kurtulmanın yollarını ararız.en kısa zamanda onları ait oldukları yere bilincimizin karanlık dehlizlerine göndeririz) içindeki küçük mütevazi bir yaşam, kadın olmanın ötesinde insan olan bana yetmiyordu. cevabını bulduğum ama yaşama geçirebilmek için herşeyi silbaştan yaratmanın gerekliliği bana bu koşullar altında ne yapabilirimi sürekli sorgulatıyordu .beynimin yorulduğunu, tükenmekte olduğu farketmek çok sürmedi. daralmıştım.kadınca yaşamak neydi benim için. arayış içersindeydim .Virginia Woolfla tam bu noktada tanıştım.kitaplığımın tozlu raflarına gidiyor bana çıkışı gösterecek en azından bir işaret verecek bir kitap istiyordum.ama kitaplığımdaki bir çok kitabı daha önceden okumuştum.okumadıklarıma elim bir türlü gitmiyordu. bunların yinelendiği gün, kalın kitapların arasına sıkışmış bir kitap dikkatimi çekti.elim ne olduğunu merak ettiği bu ince kitaba uzandı ve aldı.kitabın derin bir uykuya daldığını, aldığım tarihi görünce anladım.kitabı 1998 yılında satın almıştım yani tam dokuz yıl önce.aldığım gibi rafa yerleştirmiş unutmuştum.KENDİNE AİT BİR ODA yazarı Virginia Woolf'du.kitap kadınların kurmaca yazındaki yerini anlatıyordu. konusu kadın ve edebiyat olan bu kitap, kadına oturma odalarının dışında bir hayat olduğunu söylüyor,kendilerine ait bir oda kendilerine ait bir dünya yaratmalarını öneriyordu.erkeklerin ne düşüneceğine nasıl eleştireceğine bakmadan yazın diyordu.V.Wollf'un kitabındaki söylemlerinden bu güne çok şey değişmişti.kadınlar yavaş da olsa sosyal hayatın içindeki yerini almaya başlamış, yada hala yerini arıyordu.ama yine de edindikleri yer dünyadaki bu kaosu değiştirebilecek buna dur diyebilecek güçde değildi.ama bir adım atılmıştı.erkekler dünyasının bütün dayatmalarına rağmen vakur adımlarla ilerleniyordu.bense hala V.Wolfun o gün kaleme aldığı dönemin kadınıydım. kendimi değiştirip dönüştürememenin acısını içinde barındıran, toplumsal kültürel baskıları üzerinde hisseden ve buna uygun hareket edendim.benim hayatım o dönemin kadınlarından farklı değildi.demek ki yüzyıl önce kaleme alınmış bir kitap hala alıcısını bulabiliyordu bu da bize kadınların önününde aşması gereken bir çok engelin olduğunu gösteriyor.bu kitap bu gün bana yazılmış gibi sımsıcak ve taptazey.düşünmemi ve düşüncelerimi yazıya dökmemi teşvik etti.kitabı okumanızı tavsiye ettiğimi söylememe sanırım gerek yok.en azında o döneme ait kadın yazarların yaşadıkları serüveni okumak bile size hoş vakit geçirtecektir.ve belki dahada ötesi, bende olduğu gibi sizi de başka bir konuda yüreklendirmeye neden olabilir.......belma Virginia Woolf hayatı okumak için tıkla

29.05.2007

KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ KIRMIZI BAŞLIĞINI KAYBETTİ







kırmızı başlıklı kızın kırmızı başlığını annesi dikip ona giydirmeden önce nasıl giyindiğini aranızda bileniniz var mı yanıtı duyar gibiyim.nasıl bilebiliriz ki masal bize öncesini anlatmıyor. öncesi de bizi zaten ilgilendirmiyor. bu masalın yaratıcısının bile bunu bildiğini sanmıyorum.bende tam bu noktada bu masala müdahale etme gereği duydum.artık bana anlatılan masallara inanmamı bekleyenler cevap olarak bu masalları yeniden yazacağım.

küçük ve saf olan kırmızı başlıklı kız ormanın derinliklerinde yaşayan hasta büyük annesine yemek götürmek için yola çıkar.masal böyle başlar kızımız küçük ve masumdur ama ormana tek başına gönderilmesinde bir sakınca görülmemiştir bu kişilik profilinde.çok mutlu bir havası vardır kırmızı başlıklı kızın..kız mutludur çünkü masum ve saf olan insanların mutlu olduğu anlatılmıştır. oysa gerçek yaşam pratiğimizde bunun tam aksini binlerce örnekle görmek mümkündür.birazdan hayatının değişeceğinden habersizdir. Annesinin de onca tehlikeye rağmen onu ormanın içine tek başına göndermesi de ayrı bir evebeyin durumudur.demek ki kızına güvenmektedir.ama masal kız için saf ve masum demiştir bir kere.elinde sepeti güle oynaya yoluna devam ederken birden ormanın en vahşi hayvanıyla karşılaşır. bu çok doğaldır burası ormandır ve burada hayvanlar vardır doğal olmayan oraya giden yada gönderilen kırmızı başlıklı kızdır.neyse kurt bildik söylemleriyle kırmızı başlıklı kızdan büyükannenin evini öğrenir. büyük annenin evine gidip büyük anneyi yeme planı yapar.zeki bir hayvan olan kurt neden kırmızı başlıklı kızı yemezde büyükanneyi yemek ister.çünkü kırmızı başlıklı kızı yerse ormandaki avcılar tarafından vurulacağını düşünür.ben burada kurdun neden kızı değil de büyük anneyi yemeyi düşünmesini avcılardan korkmasına bağlamıyorum.saf ve masum bir kıza kurt bile dokunmuyor. demek ki saf ve masum olmayı sürdüren tüm kadınlar kötü niyetli insanların hedefi olmuyor.yaşlı kadın zannedersem artık ununu eleyip duvara asmıştır zaten hastadır ve ölmesinde masalda bir sakınca görülmemiştir yani kadın kocayınca kurdun maskarası değil avı olmuştur. kocayan kadınlara bu masalda küçük bir rol verilmiştir çünkü artık ormanın böyle kadınlara ihtiyacı yoktur.neyse kurt yola koyulduğu zamanda aklına kırmızı başlıklı kızın kırmızı başlığı takılır .bu başlığa kıl olmuştur.ve derki kendi kendine küçücük bir kızın bir başlıkla dolaşmasının nedenini nedir acaba .ama ona bu yanıtı verecek kimse bulunmaz ormanda. kırmızı başlıklı kız bile bunun nedenini bilmez.annesi başlığı takmıştır kızımızda anne neden bana bu başlığı giydirdin diye sorgulama gereğini duymamıştır.koşulsuz bu başlığı kabul eder annesine itiraz dahi etmez.itiraz etmemesinin bir çok sebebi vardır ama bunlardan en önemlisi annesinin kırmızı başlıklı kız üzerindeki yoğun otoritesidir.otoriteye karşı gelinmemesi gerekliliğini o bu küçük yaşına rağmen bilmektedir.annesinin istek ve arzularına cevap vermediği noktada ne olacağını iyi bilir.bir onu cezalar bekler iki annesi tarafında sevilmeme tehlikesiyle karşı karşıyadır. ilerleyen süreçlerde hain evlat hayırsız evlat olmak da istemez.herkesin hayırlı olduğu bir masal diyarında onun hayırsız ve kötü evlat olması içe sindirilecek bir durum değildir.anlaşıldığı gibi kırmızı başlıklı kızın bu başlığı ret etmesi bir çok açıdan mümkün görünmemektedir.kurtta bunları düşünür bütünüyle.ve hayvan olduğuna bir kez daha sevinir .çünkü özgürdür ve kendi postu dışında başka bir post giyme zorunluluğu yoktur.dilediği gibi hareket etmektedir.canını istediğini yapar yada yapmaz kimseye hesap vermez .ama içini kemirmeye başlar bu durum kırmızı başlıklı kızın başlıksız nasıl göründüğünü merak eder.ve eylem planında bir değişiklik yapıp onu büyük annesinin evinin önünde pusu kurup beklemeye başlar.kırmızı başlıklı kız hayattan ve gerçeklerden bir haber güle oynaya gerek çiçekleri koklayıp gerek kelebeklerin arkasından koşup büyükannesinin evine varmak üzeredir.tam kapıyı çalıp içeri girecek iken kurt kızın üzerine atlar.kocaman ağzını açar sivri ve çirkin dişleriyle kırmızı başlıklı kızın başlığını gayet çevik bir hareketle yani kurtluğun doğasına uygun bir biçimde alır.aldığı gibi ormanın derinliklerinde kaybolur.çünkü bunu yaptığını gören avcıların hedefi olmak istemez.burnunu bu işe soktuğu için pişman değildir ama oda bir canlıdır ve ölmekten korkmaktadır.kırmızı başlığı başından çalınan artık kırmızı başlığı olmayan kız.kısa bir süre şok geçirir.çünkü başlıksız yaşamanın ne olduğunu bilmemektedir.masalda maalesef ona bu öğretilmemiştir.yapması lazım gelen şey bunu kendi deneyimleriyle öğrenebilmektir.kendini çıplak hisseder.utanır kurdun neden böyle bir şey yaptığını bile sorgulayamaz şaşkınlığından .ama omuzlarına dökülen sarı bukleli ipek saçlarını görünce şaşkınlığı bir kez daha artar.bu kadar güzel saçları olduğunun ilk kez ayırdına varır.ormanın içinden gelen hafif bir meltem esintisiyle dalgalanmaya başlayan saçları geçirdiği şoku ve şaşkınlığı da silip süpürür.içini bir huzur kaplar kendini başlıklıyken hissetmediği kadar özgür hisseder.kendine güveni artar.biraz önce arkasından güle oynaya koştuğu kelebek gibi hafiftir artık.kapıyı çalar ve büyük annesinin odasına girer.. büyük anne yatağına uzanmış torununu beklemektedir.masalın normalinde kırmızı başlıklı kızın büyükannesine bir takım sorular yöneltmesidir ama kurdun merakı masalın gidişatını değiştiren eylemi ve benim bu masalı böyle yorumlamak isteğim sonucunda şaşıran ve soru soran taraf büyükanne olur.kırmızı başlığı kaybolmuş kızı görünce hayretle bağırır kızım kırmızı başlığın neredeeeee.kayboldu der kayıtsızca bizim kız... kurdun çaldığını söylemez nede olsa bu durumdan memnun olmuştur.vay başımıza gelene bak diye bir çığlık atar yaşlı kadın...masalların sonu mu geliyor diye devam eder...hayır der kırmızı başlığı kaybolmuş kız asıl masal şimdi başlıyorrrr.......kurda gelince o ormanın derinliklerinde kaybolmuştur.kaybolmadan önce kırmızı başlığıda dipsiz bir kuyuya atmıştır..masallar diyarında herkes doğasına uygun yaşasın diyeeee.....
evet bu masalda böyle son bulur.sonrasında ne olur bilinmez.. MASALLARIN HAYATIMIZDAKİ PAYLARI BÜYÜKTÜR.peki siz kendi payınıza düşeni aldınız mı? yada siz olsaydınız bu masalda ne olmasını arzulardınız.......belma.....

VE ZEUS KADINI YARATTI



pandora bu dünyaya yaptıklarının hesabını nasıl ödeyecek.yunan mitolojisinde prometeus tanrılar içinde insana en yakın olan iyi yürekli bir tanrıdır. o tanrılar tiranında bulunan ateşi alarak insanlara armağan eder.ama bu insanlar sadece erkektir. ateşin dünyaya gelmesiyle bu erkek insanlar çok mutlu olurlar.zeus ise dünyada tanrıları düzene sokan son derece agresif kötü bir tanrılar tanrısıdır.her tanrıya öfkesi olan zeusun öfkesinden prometeusda nasibini alır.insanların mutlu olmasını hazmedemeyen zeus, bakın ben şimdi sizin başınıza öyle bir bela vereceğim ki siz mutluluğu bundan sonra mumla arayıp zor bulursunuz diyerek kötülük yemini eder.tanrıların tanrısı tüm güzellikleri onun üzerinde toplayarak ilk kadını yaratır.burada kadının bir öfke sonucu yaratıldığı bir ceza görevi gördüğünü söylememe sanırım gerek yok.kadın tanrıların tanrısı zeus tarafından diğer tanrılara ve dünyada kadınsız yaşayan mutlu erkeklere kötülük olsun diye yaratılmıştır.pandora dünyaya yollanmadan önce zeusun ona armağan ettiği sandığı alır.zeus pandoraya asla bu kutuyu açmamasını söyler ama bir yandanda onun tüm güzel özelliklerine rağmen merakından dolayı bu kutuyu açacağını bilir.pandora dünyadaki sarayına adım atar atmaz içindeki merak onu kemirmeye başlar.kafasında sürekli kutu vardır.obsesif bir hal almıştır. pandora sonunda dayanamayarak kutuyu açar.kutunun içinden tüm insanlığa zarar verecek hastalıklar kötülükler şiddet öfke kederler acılar çıkar.yaptığına çok pişman olan pandora son olarak kutuyu kapatmayı başarır ama son pişmanlık fayda ne eder ne etmez. ve kutunun içinde sadece umut kalır.dünyanın düzeni bozulur.pandora ömür boyu vicdan azabı çeker mi bilinmez ama yaşadığı çağda yada şimdi arkasından bolca kendisinden konuşturur.konuşanların ona iltifat ettiğinide sanmamaktayız. bunca felaketin başımıza gelmesini sağlayan bu şahsına münhasır kadın bizde çok büyük öfke uyandırmıştır.ilk önce yaşama gelme nedenimiz odur yani bir kadın olarak bizim atamız pandoradır.günümüzde kadınların muhteşem yaratıklar olmak zorunda kalmaları güzelliği temsil etmelerinin altında yatan nedende o dur .pandora bizim kompleksimizdir.onun yaptıklarından dolayı sürekli yargılanmak zorunda bırakılırız.bütün kötülüklerin anası olduğumuz yüzümüze haykırılır.sürekli şeytanla işbirliği içinde olduğumuz sanılarak cadı muammelesini biz onun yüzünden görürüz.her acıda onun sayesinde bizim parmağı vardır.onun yüzünden herşeyi kabul edip hiç birşeye karışmayız.sürekli afedilmeyi beklememizin nedenidir. sürekli altan almamızın yegane sebebidir.zayıflığımızın kafamızın öne eğikliğinin sorumlusudur.erkeklerin mutlu dünyasını güzelliği ve cazibesiyle mahfetmiştir.tüm suçu bununla kalmaz tüm dünyaya tamiratı mümkün olmayan şiddeti öfekeyi getirmiştir.soyunun ilerlemesi için doğurduğu çocuklar bile onu afettirmeye yetmez.bizde hem nefret hem öfke uyandırır.ama bu hikayede yönettiği tanrılarından kazık yediğini düşünerek intikam almaya çalışan, şehvet haz ve güzelliği kullanarak yarattığı kadını intikam amaçlı dünyaya yollayan zeusdan ve dünyada mutlu huzurlu yaşarken bir güzel kadın tarafından kandırılan erkeklerin zaaflarının açtığı tahribattan elbette bahsedilmez.......belma

28.05.2007

VİRGİNYA WOLLF'UN HAYATI


V.WOLLF 1882 yılında londrada doğar.1895 yılında kısa hikayeleri yayımlanır.sıradışı bir hayatı vardır.babasıyla sürekli bir çekişme içindedir.verilere göre manik depresiftir.doktorlara kuşların yunanca öttüğünü kral edwardın değişik bir lisanla kendini öldürmesi emrini verdiğini söyler.bu arada bir kaç kez intihar girişiminde bulunur.doktor raporlarına göre hastalığının nedeni sürekli düşünen kadınların fiziksel kökenli yetersizliklerinin gereksiz entellektüel girişimleriyle birleşmesi sonucu ortaya çıkan ruhsal bir hastalıktır.wollf doktorlardan ve iyleşmekten nefret eder.küçük yaşında bir akrabasının tecavüzüne uğramış olmasının doktorlar tarafından bir ehemniyeti yoktur.1912 de LEONARD WOLLFla evlenir. yetersizliklerle dolu bir evliliktir.bay wollfun basım evi sahibi olması bayan wollfun kitaplarını yayınlaması açısından bir fırsattır.bu arada kadınlarlada yakın duygusal ilişkiye giren wollf orlando kitabını sevgilisi vitaya bir aşk mektubuyla ithaf eder.yayımlanmış eserleri arasında.orlando-dışa yolculuk-yıllar gece ve gündüz-jacob'un odası-perde arası-flush vardır.1929 tarihli -kendine ait bir oda-feminist hareketin klasik bir romanı olarak kabul edilir.bu kitabı en kolay okunan kitabıdır.wollf bilinç akışı yöntemini en iyi uygulayan yazarlardan biridir.

ikinci dünya savaşının başlamasıyla duyduğu korku,yeteneğini kaybetmiş olmanın verdiği stres sonucu ruhsal bunalıma girer.28 mart 1941 de içinde bulunduğu durama daha fazla dayanamayıp,evlerinin yakınlarında bulunan nehre ceplerini taşlarla doldurarak atlayıp intihar eder....derleyen belma

GENÇLİĞİN ATATÜRK'E CAVABI


Ey Büyük Ata, Varlığımızın en kutsal temeli olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetinin sonsuz bekçisiyiz. Bu karar, değişmez irademizin ilk ve son anlatımıdır. İstikbâlde, hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir. Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun güçlü temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her atılım bilinçlidir. En kıymetli emanetimiz olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti, varlığımızın esası olarak, eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde sonsuza dek yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir. İstiklâl ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar, en modern silahlarla donanmış olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, ulusal birliğimizi ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaktır. Çünkü, bu aziz vatanın toprakları üzerinde yetişen azimli ve inançlı Türk gençliği, dökülen temiz kanların ve Cumhuriyet devrimlerimizin aydın ürünleridir. Vatanın ve milletin selameti için her zorluğa iman dolu göğsümüzü germek, gerçek amacımızı olacaktır.
Ey Türk'ün büyük Ata'sı ! İstiklâl ve Cumhuriyetimizi korumak gerektiği zaman, içinde bulunacağımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp her güçlüğü yenmek azmindeyiz.
Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize, namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk ulusuna adarız.

TÜRK GENÇLİĞİ

26.05.2007

YOKSULLUĞU GÖRMEZLİKTEN GELEREK YOK ETTİĞİNİ SANMA!

GÖRKEMLİ MÜZAYEDELERDE,
ÖLÜ FİATINA SUNULDU YOKSULLUK.
ONLAR UCUBE SOKAKLARDA;
YAĞMURA TUTUNARAK YÜRÜYÜP,
KELEPİR YAŞAMLARLA DOYURDULAR KARINLARINI.
ÇÖP TORBALARINDA KİMSESİZDİ ÖLÜMLERİ.
VE KÖŞE BAŞLARINDA YİTİRDİKLERİ DÜŞLERİNDEN SONRA,
SİREN SESLERİNE KARIŞTI CESETLERİ...

25.05.2007

ÇOK MANİDAR BİR YAZI....


zaman daraldı saati kurmak için.sabahın hangi dilimine denk düştü bu endişem.uyku yine aldı gitti kendinden beni .yine alışkanlıklarım terkediyor sebeb yokken. dün özlediğimi bu gün görmek istemiyorum, zamanı kum saatinin içine hapsedenlere öfkem.kim ayarladı bu zamanı bana uymuyor neden.neden düşünmediler bunca ayar içinde beni.belki ben gece yelkovan gündüz akrep olmak istedim.bastırmışım bunca sene içimdeki saniyeleri.kuşlar ötüyor yine bana inat. sesim çıkmıyor benim bu saatte komşulara ayıp olmasın.ama kuşlar kimseye ayıp ettiklerini düşünmeden ötüyorlar.neden bu kadar rahat onlar.bak battı yine bana birilerinin rahatlığı.onlar rahatken benim rahatsız olmam dakikalara mı bağlı.sabahın arşivinden çıkardım bu cümleleri. manyak olmak kolay değil arkadaş herkes beceremez karşısına almayı cümlealemi..yutar seni rüzgarın aklı.izmirde bir kadın sevdim adı bende saklı.evimin içinde dolaşan hamam böceği bile farketmiyor önemsemiyor beni.nerde o eski hamam böcekleri.onlarında hayatları plan yapmakla mı geçiyor. biz birbirimize haşere muammelesi yapmaya başladık bunlar birbirini yiğe dursun çoğalalım ele geçirelim bu dünyayımı diyorlar yani ameriken başkanı buşş gibimi düşünüyolar. .niyet okudum şimdi belkide bir paronaya ama arkadaşlar.olmuyan oluyo artık değişti tüm kurallar.yapraklar sallanıyor dalda.oysa ben salıncak kurmak istedim o dala.yapmadım yapamadım. bir ip bulupta ağaca salıncak kuramadım.kim istemez çocukluğuna dönmek.uçağa binmeden önce prova yaptığımız yer değilmidir salıncak.daha hızlı daha hızlı.kimin en fazla cesareti varsa o bir adım yaklaşmaz mı göklere .pilotların siz hiç salıncaktan korktuğunu duydunuzmu.aman allahım bu saate pilotlardan banane....uyumak için değil uyanık kalmak için kapatacağım artık gözlerimi maalesef burada bitiriyorum bu derin manalar içeren sözlerimi....belma

24.05.2007

DOĞMAMIŞ BEBEĞİME MEKTUP


aklım ne kadar karışık bir bilsen yani dünya şu anda nasıl karıştıysa bende öyleyim.duygularım karmakarışık büyük bir korku içindeyim aynı zamanda özlem ve açlık.hem acıtıyorsun içimi ve ardından bir serinlik veriyorsun bunalmış hayatıma bir meltem gibi.kokunu bilmiyorum göz rengini nefes alışını duymuyorum bunları bilmemem senin olmadığını anlatmaya yetmiyor bana.besbelli sıranı bekliyorsun bu içi boşaltılmış manasız kavramlarla dolu dünyaya gelmek için dünya dünyalıktan çıkalı çok oldu bebeğim.her yerde şiddet her yerde göz yaşı her yerde öfke var.insanlar dünyayı kendi bencillikleriyle doldurdular. aç gözlüler daha fazla istedi.daha fazla güç daha fazla iktidar daha fazla para.bunlara sahip oldukça kaybettiler insanlıklarını neden yaşadıklarını unuttular.neden var olduklarını unuttular.yabancılaştılar insana yaşama kendilerini bile bilmez oldular.savaşlar var dünyada bebeğim insanlar ölüyor.masum insanlar bebekler ölüyor.dünyada hepimize yetecek yer var.ama birileri bize ait olan yerlere göz dikti .gözü dönmüş olanlar yediğimiz ekmeğe içtiğimiz suya soluduğumuz havaya hayatımıza göz dikti.insanca yaşama onurumuzu elimizden aldılar.
şartlar böyleyken sana gel diyemiyorum o kadar direndinki vardır elbet bir nedeni diyorum.gelme bebeğim benim insan olarak yaşadığım bu acılara ortak olma.bakmaya kıyamayacağım o güzel gözlerin görmesin bu vahşeti.gelmeki göz yaşlarından oluşmuş bir denizde boğulma.gelmeki insan olmanın ağırlığını ömrün boyunca taşıma.gelmeki neden beni bu dünyaya getirdiniz sözünü işitmeyeyim....
ama öyle bir gelki sabah uyandığında gözlerin kamaşsın güneşin parlaklığından gelki rüzgarın savurduğu bedenin çıldırsın hazdan.gelki sevmeyi öğren katıla katıla gülmeyi.gelki tüm hırslarından arındır ruhunu paylaşmayı öğren paylaşmayı öğret.gelki bir kelebeğin arkasından koştur onu yakalamak için değil uçmayı öğrenmek için.kuşlara yem verelim seninle saat kulesinin önünde onlar karınlarını doyursunlar sen insanlığını.gelki nasıl gelindiğini öğren dünyaya senden öncekiler çok kafa yordular sen bir adım ilerle bu konuda.yeniden anlamlandır.yeniden yorumla.gelki insan görsün dünya.


ne hayallerim var sana dair.biliyorum sen bu hayallerime teyet geçeceksin .ben seni hayallerinin ve isteklerinin peşinden koşacak kadar cesur ve onları yakalayacak kadar güçlü ve elinden bırakmayacak kadar sorumluluk sahibi yetiştireceğim.insan olmanın erdemini öğrenebildiğim kadarını sana öğreteceğim bu herşeyden önce dünyaya sonra sana olan borcum.ve bunu ne olursa olsun hep senin yanında hep seni destekleyerek ödeyeceğim.


GELDİĞİNDE BİN YILLARIN VERDİĞİ YORGUNLUKLA DOĞACAKSIN


SENİ BENİ BABANI ZOR BİR SINAV BEKLİYOR


AMA BİZ BABANLA GEÇMİŞE BAKTIĞIMIZDA


BÜTÜN SINAVLARDAN GEÇMİŞİZ


EMİNİM SENDE BU HAYATTAN TAM NOT ALACAKSIN....belma

23.05.2007

YAŞANMAKTAN KORKULMUŞ BİR SEVGİLİYE


Olumsuz hava şartlarında seyhat etmek gibi bir şeysin sen.Tüm olumsuzluklara rağmen sevdim seni...Sanki dev bir dağın ardında gizli bir hayatın var. Ben bu hayatın içerisinde yer alamıyorum. Ne zaman yaklaşssam yamaçlarına, karla kaplı o tepeden bir çığ üzerime geliyor ve uzaklaşmak zorunda kalıyorum; ve git gide yoruluyorum...Gelebilsem yanına, bana ayrılmış olan yere yerleşssem....Düşünmek bile yoruyor beni.
Aşkın sırt çantamda. Bazen bırakıp bir yere atmak istiyorum. Bazen yanına koşup yükümü hafifletmek...
Her gelişimde bir parça daha sevgi yüklüyorsun, sensizliğimde üşümiyeyim diye. Ve bir parça daha aşk, aç kalmıyayım diye. Sensizlikte oluşan sessizliğim, içsel çığlıklara dönüşüyor. Bağarıyorum, duymuyorsun.
İnsanoğlu var olduğundan beri yaşam mücadelesi veriyor. Bu mücadeleyi sürdüren yüreklerde ise hep aşk vardı. Benim mücadelemde de sen varsın.
Ekmeğimin içinde acılı bir sevgi oldun bazen. Uzun dakikalar ve saatler hatta aylar süren sensiz gecelerde, yastığım gözyaşlarımla ıslanıyordu; ve sen ateş ediyordun arkamdan. Geride kurşunları bitmiş bir silah ve yaralı bir aşk kalıyordu.
Haykırıp tüketmek istiyorum, saldırıp yok etmek, dokunup parçalamak... Sonra gözlerinle karşılaşıyorum yolda. Git demek isterken ; gel diye haykırıyor.Ve aşk çarpmaya başlıyor yüreğime yeniden. Yenilmiş orduların savaşçıları gibi bitkin düşüyorum.Beynimde, bütün olanlara rağmen yılmıyor sana olan aşkımı yenmek için savaşıyorum. Fakat artık ne savaşacak gücüm var nede teslim olacak cesaretim var.
Ve sen beni bir martıya benzetiyorsun; dilediği yere uçan, kaçıp giden...
fakat; BEN KENDİMİ MARTILARLA BİR TUTMUYORUM BENİM KANATLARIM YOK...........

21.05.2007

FİLİSTİNDE , İNSANLIK DIŞI SALDIRILARIN RESİMLERİNİ GÖRMEKTEYİZ, DÜNYAYI VAR ETMEDEN YOK EDİYORUZ. PEKİ BİZ NEYİN PEŞİNDEYİZ?

YAZIKLAR OLSUN........





... Babasının arkasına sığındığı sırada siyonist saldırganlar tarafından özellikle hedef
alınarak öldürülen Muhammed Cemal ed-Durre. Muhammed Cemal ed-Durre'nin ekrana yansıyan
görüntüleri siyonist saldırganların, çocukları özellikle hedef aldıklarını gayet net bir
şekilde ortaya koyuyordu. Babasının arkasına sığınan bir çocuğu özellikle nişan alarak
karnından vurmanın bir başka izahı olamazdı çünkü. Onun gibi daha birçok çocuk benzer
şekilde kasten ve bilhassa hedef alınarak öldürülmüştür.



..annesinin kucağındayken alnından tabancayla
kurşunlanarak öldürülen Ziyauddin et-Tumeyzi. 19 Temmuz 2001 tarihinde Şaron'un fikirleri
doğrultusunda oluşturulan ve bir tür özel tim gibi çalışan Yolların Güvenliği Örgütü adlı
yahudi terör örgütüne mensup teröristler, Ziyauddin et-Tumeyzi adlı üç aylık bir bebeği
alnına tabancayla mermi sıkarak öldürdüler.




...Bir yanda bu zulümler işleniyor. Ama öte yanda sürekli edebiyatı yapılan, sık sık
gündeme getirilen "BM Çocuk Hakları Sözleşmesi" diye bir şey var. Ayrıca BM teşkilatının
görünüşte çocukları korumak amacıyla kurulmuş ve kısa adı UNICEF olan bir yan kuruluşu
bulunmaktadır. Ne var ki siyonist vahşetin çocuklara uyguladığı zulüm ve vahşet
karşısında gerek BM teşkilatının gerekse onun yan kuruluşu olan UNICEF'in pek sesi
çıkmadı.





el-Halil'de vahşi bir saldırı neticesinde şehit olan 8 yaşındaki Sabirin
adlı kız çocuk. İnsanın bakmaya kıyamadığı bu sevimli küçük kız çocuğa, Türkiye'deki
yönetimin "resmi davetli" olarak ağırladığı insan kasabı gözü dönmüş Ariel Şaron hiç
acımadan ATTIĞI BOMBA SONUCU HAYATINI KAYBETTİ.














LAiKLiĞiN KARŞISINDA DURAN BİR KISIM İNSANLARIN, AŞAĞIDAKİ RESMİLERLE KARŞILARINDA OLMAKTAN ,İNSAN OLARAK UTANÇ DUYUYORUM

Dünyadaki tüm dinlerin, vahşet saçtıkları mühdetçe karşışında olduğumu söylemeden geçemiyeceğim. Ve bu vahşeti görüpte, sessizliğini bozmayan kırık kafa taslarının, var oldukları mühdetçe, hayatın, insanlığın son derece tehlike arz ettiğini, belkide haddimi aşarak ifade etmek zorundayım. din bireysel yaşanmalı, toplumsal değil.


20.05.2007

KAN REVAN


Barış türkülerine vurulan kelepçelerde, kan vardı.
Kurtuluşu haykıran, kırık kafa taslarıyla yoğruluyordu yaşam kan revan.
Sen esiyordun, ve gül bahçeleri arasına döşenmiş mayınlara basıyordun çıplak ayak.
Sen biliyordun; güneşin batışını engellemessen eğer, yok olacaktık bizler teker teker.
Sen yoksulluğu, nefretinle yok ediyordun.
Ve; geldiğin sokaklara veriyordun çığlıklarını.
Sokaklar söz veriyorlardı;
bitireceklerdi suskunluklarını.
Alışmamıştı hayellerin susuzluğa.
Nasırlı gözlerinde ki toprak;
suya hasret toprak kadar uzak...
Oysa sen, hayellerinde türkü söylemeyi düşlemedin;
kızılderede açan bir nilüfer olmayı istedin hep,
birde sevdiğinle doyasıya sevişmeyi.
Demir parmaklıklara doğru yürüyordun.
Tel örgüler, özgürlüğün ıslığını çalıyordu.
Uyandığımda, kan ve ter içinde değildim,
yatağım acı kadar soğuktu.
Utanç kokuyordu bedenim;
ve odamın içerisinde kimliği belirsiz duygular dolaşıyordu.
BEN SENDEN DAHA ÇOKMU SEVİYORDUM YAŞAMI;
YOKSA BENİM SENDEN DAHA AZMI İHTİYACIM VARDI ÖZGÜRLÜĞE...

11.05.2007

ELLERİYLE DOKUNAMADI YÜREĞİNE



KİRLİ VE ÖLÜM KOKUYORDU ZAMAN
İNSAN OLMAKTANSA DENİZ KIYISINDA
BİR SALYANGOZDAN ARTAKALAN
OLMAYI YEĞLERDİ ÇOĞU ZAMAN
BABASININ ENGİN MERHAMETİNİ
ANNESİNİN YÜZYILLARIN KADINA YÜKLEDİĞİ YAZGISINIDA
YANINA ALARAK AÇMIŞTI DÜNYAYA GÖZLERİNİ
HAYATIN NE OLDUĞUNU
KANSERDEN ÖLEN ARKADAŞININ
PORTAKAL RENKLİ PAPUÇLARINI AYAĞINA
GİYDİĞİNDE ANLADI
PAPUÇ AYAĞINI ÖLÜM CANINI ACITMIŞTI
OGÜNDEN SONRA HEP RENKLİ PAPUÇLARI SEVDİ
ÖLÜMDEN VE SEVDİKLERİNDEN AYRILMAKTAN NEFRET ETTİ
YİTİK ZAMANLARDAN GELEN ANILARI BİRİKTİRİP
GÖZÜNÜN ÖNÜNDE
ACILARI BULUP ÇIKARTIP KÖZLERİN İÇİNDEN
OYUN OYNAMAYI VE OYNARKEN AĞLAMAYI
EYLENCE SANDI
YÜZ YÜZE GELMEDİ HİÇ BİR ZAMAN KENDİYLE
HIZLA UZAKLAŞTI KENDİNDEN BİLE
ZAMAN ZAMAN KENDİNDEN TİKSİNDİ
BAŞKA İNSANLARA HAYRAN OLDU
AMA HEP KENDİYLEDİ
O İNSANLAR HAYAL OLDU....belma

10.05.2007

ŞİZO-FREN'DEN ŞİZOFRENCE BİR HİKAYE


KUMUL

“ Bu gün birleşmiş milletler dünyada her gün 18 bin çocuğun öldüğünü açıkladı.dünya af örgütü amerikanın teröre karşı savaşını insan haklarına karşı yapılmış bir darbe olarak niteledi. ABD meclisi “Filistin’e dolaylı dolaysız tüm yardımları kesti.çocuklar ve kadınlar ölmeye devam ediyor.birileri kendi çıkarları doğrultusunda çocukların ve kadınların ölümlerine neden oluyor.”
.Yaşadığım şehir uzun zamandır toplama kampına benziyor. Ceset haline gelmiş yığınların saklanıp gizlendikleri insanlıklarını kaybettikleri bir şehir.bende kendimi gizliyorum uzun zamandır. İçimi kemiren büyük bir korku yaşıyorum.delirdim ben ama insanların hepsi delirmiş o yüzden beni fark etmiyorlar.kendimi korumaya çalıştım. ama başaramadım. etrafımda şeytanın kim olduğunu bilen ama söylemeyen insanlar var.korkuyorlar. şeytanın kim olduğunu açığa vururlarsa yaşadıkları bu cehennemin ellerinden alınacağından korkuları.gözleri kapalı kulakları sağır burunları tıkalı dolaşıyor öyleleri.sesleri duymasınlar kokuları almasınlar gerçekleri görmesinler diye. konuşmaları için yalvardım.beni de dinlemediler. Benim ise sesim çıkmadı daha fazla.maske takıyorum tanınmamak için.sığınağıma döndüğümde kapımı kapadığımda çıkarıyorum maskemi. Bazen kendi yüzümü bile unutuyorum.ama çoğu zaman utanıyorum maskeyle dolaştığımda. ama korkum utanmamın önüne geçiyor.bir gün boğulacağım bu bok çukurunda kimse tanımayacak beni.neden tanısınlar ki hem maske takıp dolaşmışım aralarında hem bok kokuyor olacağım.bir başkası olsam bende tanımam.benimde insanlığım yok artık onlar gibi.beni de benzetiler kendilerine.her gün kulağıma iyi bir kadın olmam için bir şeyler fısıldıyorlar.
-namuslu ahlaklı çalışkan dürüst olursan kazanacaksın. .her hangi bir endişen olmasın sağlıklı düşün.
ben düşünmüyorum.onlara verdim beynimi.endişelenmiyorum artık benim yerime kullansınlar istiyorum sıkıldım artık düşünmekten plan yapmaktan.şimdi rahatım.beyinsiz yaşamakta güzelmiş.ama başkaları bilmiyor elbet beynimi çıkarıp onlara verdiğimi.aslında arada sırada rahatsız olmuyor da değilim.öyle göründüğü gibide kolay bir şey değil .ihtiyaç hissediyor insan sonuçta. Nede olsa bir
organımdı.arıyorum doldurduğu yeri.bir boşluk oluyor ara sıra nasıl desem anlatamıyorum işte beynimi vermeseydim benim yerime düşünmek isteyenlere anlatabilirdim elbet.onlara sormak lazım ne demek istediğimi .normal olmamı isteyenler var aralarında en çok onlara kızıyorum.ben rahatsız etmiyorum kimseyi.kimsenin işine karışmadım bugüne kadar.sicilim temiz. duyarlıyımdır. tek başıma hiç kargaşa çıkarmadım.tekim çünkü.diğerleri nerdedir onu bile bilmem.araştırmadım.yerin altında gizlendiklerini duymuştum birkaç kez.anlam veremedim örgütleniyorlarmış uzun zamandır. .sızacaklarmış devletin içine ele geçireceklermiş dünyayı.inanmam ben öyle şeylere hadi yapsınlar da göreyim.niye yer altında bunlar .korkuyorlar onlarda benim gibi.korkmasınlar artık onlarda maske takıp dolaşabilirler.ben böyle çare buldum onlar başka çareler üretsinler. bilemem ben ne diyeyim ki başka bunlar için.versinler onlarda organlarını rahatlasınlar.keşke benim içimi boşaltıp doldursalar saklasalar müzede. Beni ziyaret etsin insanlar .şaşırsınlar görünce. En sonunda bir kadının içini boşaltıp müzede sergiledikleri için gurur duysunlar kendileriyle.
Bir kadın olarak ben dış dünyaya açılmanın güçlüklerini fark etmiştim erkenden.bu yüzden zarar görmedim erkeklerden.
Biraz uyaklı oldu bu ama öyle. yalan söylemiyorum. çoğu zaman Bu güçlükleri aşma olasılığım belki de vardı.ama zorlamadım ben şartları. dünyada bana ait hiç bir şey olmadığına inandım bir kere. Öğrendiklerim yetti bana bir kadın olarak .zarar görmedim dedim erkeklerden aslında düşününce sayılırsa zarardan hiçte öyle olmadığına karar verdim şimdi.arada sırada düşünebiliyorum aslında .bir keresinde öğretmenimden dayak yemiştim okulda. ev ödevini evde unuttuğum için aslında karışmıştı kafam o zamanda ev ödevi okula gelirmiydi evde mi kalırdı karar verememiştim belki o zaman geçmiş gün hatırlamıyorum sebebini.erkekti öğretmen kutsal değildi benim için yaptığı şey dayak atmıştı 40 kişinin içinde.gülen arkadaşların hepside erkekti sanırım.kızların suratını asıp sindiğini hatırlıyorum.bu dayak ciddi bir zarar verdi bana okulu bıraktım.kapattım kendimi eve gitmedim bir daha. boş ver demişlerdi zaten .bir kaç yıla kalmaz evlenirsin nasılsa.kılım bile kıpırdamadı o dayağı yediğimde.o koca ellerin tenime verdiği acıyı unuttum.hatırlamıyorum şimdi bedenimdeki acıyı .hatırladığım bir şey var ama o zamandan kalan. sevgi ve nefretin ne olduğunu öğrenmiştim o gün.eğitiminde amacı bu değil mi zaten.okula gidip gelirken öğrenmedim hiçbir şey diyemem .ayıp olur eğitim sistemimize karşı bunu söylemek üzmek istemem kimseyi.endişelenmesin kimse benim adıma. ben çözdüm bu sorunu kafamda sildim kayıtlardan çıkardım.
Zihnim dış dünyayı anlamakta zorlanmaya başladığında karanlık dehlizlere yolculuk yapmaya başladım. geceleri yorganın altında.bu yolculuklar yoruyordu beni. her sabah yorgun ve bitkin uyanıyordum.zannettim ki sağlığım bozulacak .gündüzleri çirkin kokular vardı etrafımda boğuyordu bu kokular beni bir an önce gece olsun istiyordum.güneşin ışığından korunmak için perdeleri çekiyordum. benim dışımdaki insanlara kapıyordum kulaklarımı içimin karanlığına saklanıyordum çoğu zaman.bilinmeyen yerlere yolculuklar yapmak hoşuma gidiyor.beni tehdit etmesinler yada benimle gelmek istemesinler diye kimseye söylemiyorum nereye gittiğimi.çok insan oluyordu güneş varken.hiç istemiyorum güneş doğsun. sonra baktım ki ben isteyince gece olmuyor kendi gecemi kendim yaptım.sağlığımda bozulmadı böylece.
Aynaya bakma gereği hissediyorum çoğu zaman.kendimi tanımadan bakarsam belki kusurlarımı görebilirim.çünkü insan başkasının kusurlarını kolay görüyor.kendinde bulamıyor hiç kusur bu yüzden aynaya bakıyorum yabancıya bakar gibi.ama ayna bana henüz gerçekleri söylemeyecek kadar yalancı yada ben kendime gerçeği haykıramayacak kadar iki yüzlüyüm.ama aynada sadece bir yüzümü görüyorum.belki iyidir insanın sadece tek yüzünü görmesi
.gururumu bir kenara koysam diyorum ama nerde olduğunu bilmediğim için yapamıyorum bunu.insanlıktan çıktım ben kötü bir taslak halindeyim ara sıra insan olduğumu hatırlatan davranışlarım oluyor elbet.aslın da insan olmak için çok uğraştım ben ama izin vermediler sonuca varmam için.bir kadının tek başına ayakta durabilmesinin ne olduğunu öğrenmekle işe başlamak istemiştim.
-böyle akılsızca etkinliklerle meşgul etme kafanı dedi annem.senin görevin bu dünyada üzerinde belirleyici bir etki yaratacak birini bulup seni işlemesine izin vermen..bu ustayı bulduğun zaman evlenecek ve mutluluğun kapısını altın bir anahtarla açmış olacaksın.onun kurallarına bağlanıp yaşamın sorumluluğunu üstüne alacaksın.erkeğini evlendikten sonra mutlu etmen ömrün boyu sürdürmen gereken görevindir.bu görev sana yüce tanrı tarafından bahşedilmiş bir onurdur. Buna layık olmaya çalış.
Bunları annemden duyduğum günün gecesi bedenimi fırlattım uzaya.adını bilmediğim bir gezegenin yörüngesine oturdum.rahatsız oldum adını bilmediğim için çok düşündükten sonra TUŞİTA adını verdim bu gezegene .Uygurların dünyada ömrünü feragatle geçireceklerin gideceğine inandıkları cennetin adı bu. duymuştum bir yerlerden çok yakıştı bu isim benim cennetime.ben dünyadaki tüm haklarımdan kendi isteğimle vazgeçmiştim çünkü.ben evlenmek istemiyorum. İstemeyerek bunu yapıp başka bir kadının hakkını yemekte yakışmaz bana.kulaklarımı tıkadım annemin söylediklerine ama duydum yinede. burası çok ferah bir yer geniş bir alan benden başka kimse yok burada henüz.rahatım o yüzden.çok gelende olacağını sanmıyorum buraya nede olsa dünyada insanlar kolayca haklarından vazgeçmiyorlar.zorla hakları elinden alınanlarda buraya gelemez zaten ceza evlerine gidiyor onlar. Ben karışmıyorum isteyen istediği yere gitsin umurumda değil. Tuşitadan bakacağım artık dünyaya. Buradan seyredeceğim insanları.annem duymasın sakın. onun bunu duyması demek gezegenimin yörüngesinden çıkmasına neden olabilir.

Çoğu zaman talihliyimdir ben.çekecek acı bulmakta asla zorlanmam.kadının olup ta acı çekmemişini hiç tanımadım.kadın olarak dünyaya gelmek iyi bir şey değilmiş sonradan anladım gereği yokmuş yani dünyaya gelmenin varsa ben göremiyorum belki. Kimse çözmeye kalkmasın.sıkıntı yaratır bu durum.erkeklerin dünyasını kurcalamak arı kovanına elini sokmaya benzer. Korkarım ben arılardan o kadar korkarım ki bal bile yemedim bu güne kadar.annem evden uzaklaşmamı istemiyor hiçbir zaman
-.evden uzaklaşman senin için hazırlanmış tuzaklara düşmen demektir.diyor annem.dışarıda seni yok etmeye programlanmış silahlar var . Senin aklının ermediği yerlere döşenmiş mayınlara bir bastın mı görebileceğin zararları ben bile telafi edemem,
.korkuyorum bütün bunlardan.o yüzden sadece TUŞİTAya gitmek için ayrılıyorum .orada güvendeyim .benden önce kimsenin bilmediği bir yer burası ben keşfettim.tuzak yok mayın yok .başımı dinliyorum burada.annem elbette bilmiyor burayı. Söylemek istemem doğrusu.buraya gelmemi de yasaklayabilir.iyice karışır kafam. Baş edemem ben bu insanlarla. Annemde çok istiyor cennete gitmek ama dua ediyorum ben tuşitaya gelmesin.belma

9.05.2007

şizofreni hakkında yalnış inanışlar

-Şizofrenler tehlikeli ve saldırgandır.
- Şizofreninin tedavisi yoktur.
- Şizofrenler çalışamazlar.
- Şizofreni anne babanın hatalı tutumu nedeniyle ortaya çıkar.
- Şizofrenler tembeldir.
- Şizofrenlerin ne zaman ne yapacakları belli olmaz.
- Şizofreni karakter zayıflığından ve iradesizlikten dolayı ortaya çıkar. ( Hastalar yeterince çaba gösterseydi bu durumun üstesinden gelebilirdi.)
- Şizofrenlerin her söylediği şey saçma olacaktır.
- Mahalledeki şizofrenler çocuklarımıza zarar verebilir.
- Şizofrenler sanıldığından daha da tehlikelidir.
- Şizofrenlerin çocukları da şizofren olur.
- Şizofreni ömür boyunca giderek ağırlaşır.

8.05.2007

BİLMELİYİZ....


NASILSINIZ...
İYİMİSİNİZ...
YAŞAMAK SADECE NEFES ALMAK DEĞİLDİR...
BUNU BİLMELİSİNİZ...
HANIMEFENDİLER...
BEYEFENDİLER...
BUGÜNE KADAR NELER SÖYLEDİLER...
BUNU DUYMALISINIZ...
YAŞAMAK SADECE DUYMAK DEĞİLDİR...
BUNU BİLMELİSİNİZ...
GÜNEŞ YENİDEN DOĞABİLİR...
BUNU İSTEMELİSİNİZ...
YAŞAMAK SADECE GÖRMEK DEĞİLDİR
BUNU BİLMELİSİNİZ...
ACILARI BİTİRMEK ELİMİZDEDİR...
BUNU HİSSETMELİSİNİZ...
YAŞAMAK SADECE HİSSETMEK DEĞİLDİR...
BUNU BİLMELİSİNİZ...
YAŞAM BİR BÜTÜNDÜR...
YAŞAM BİRDİR...
YAŞAM TEKTİR...belma

Katkıda bulunanlar