28.06.2007

AİT OLDUĞUMUZ YER EVİMİZDİR PEKİ EVİMİZ KİME AİTTİR


siz sanıyorsunuz ki bu dünyadaki tehditler sadece küresel ısınma. amerikanın tüm dünyayı ele geçirme planı, sudan bahanelerle afganistanı ırakı ele geçirmek için başlattığı savaş,israilin filistin halkına zulmü,afrika ülkelerinin içler acısı durumu açlık tüm dünyayı saran terör.siz insanlığın tehditlerini bundan ibaret sanıyorsunuz, hayır yanılıyorsunuz bu dünyadaki en büyük tehdit kadınların dünyayı ele geçirme planıdır.bunu burada açıklayarak hem cinslerime büyük bir ihanet içine girdiğimi kabul etmeliyim.ama erkeklerin bunu görüp bir an önce bu oyunu bozmasını sağlamak için bunu yapmalıydım. bu durum dünyanın yarısının da kadın olduğunu kabul edersek" ki kabul edelim çünkü öyle" hiç de küçümsenmeyecek bir durum büyük bir tehdit algılamasıyla karşı karşıya olduğumuzu bilerek ona uygun stratejiler geliştirmemiz lazım.ben erkeklerin yarattığı bu dünyadan memnun bir kadın olarak bunu bir borç sayıp ve durumdan vaziyet çıkarıp başladım araştırmaya. .evet kadınlar gizli bir örgüt kurdular ve bu örgüt amacı ve sonucu itibariyle kadınların tüm dünyayı ele geçirebilmesini hedef almıştır.hal böyle olunca örgüt içerisinde çaycısından teorisyenine kadar herkes kadındır.örgütün içine erkek sinek bile sokulmamaktadır. hatta örgüte sinek sokulmamaktadır.hijyen konusunda birikim sahibi olan bu kadınlar örgüt evini bilumum tüm haşarelerden korumak için bütün önlemleri almışlardır.sabah kocalarını işe postalayan bu kadınlar, komşuda bir kahve içeceğim yalanıyla kocalarını kandırıp, her gün 10 la 12 arasında örgüt evinde buluşurlar.tek dertleri erkeklerin yarattığı bu dünyadan bir an önce kurtulmak olan bu kadınların öyle elle tutulur bir eylem planı içerisinde olduğunu sanmamaktayım.ama yine de amerikan hazretlerinin elle tutulur bir eylem planı olmayan hatta bir planı olmayan irili ufaklı insan topluluklarını baz alarak dünyayı tüm kötülüklerden kurtaracağına olan inancım ve yeryüzüne bir türlü gelmeyen eşitlik ve özgürlüğe olan hasretim benim bu örgütü amerikaya bildirmek zorunda bırakmıştır.amerikanın bu örgütü hemen bertaraf edeceğine olan inancım ve umudum şüphe götürmez bir durumdadır.




bu kadınlar ait olduğumuz yer evimizdir peki evimiz kime aittir sorusunu bir gün akşam çayı içerken ortaya atmışlar ve bunun yanıtını bulmaya çalışırkende bu örgütü kurmuşlardır.bu soruyu ortaya atanın kim olduğuda bu gün itibariyle tartışma konusudur.örgüt içindeki şahısların hiç biri bu soruyu kendilerinin sorduğunu kabul etmemektedir.ama soru biri ya da birileri tarafından sorulmuş muhatabı olan kadınlarda kendilerini buna yanıt vermeye çalışırken bulmuşlardır.bu sorunun gayipden sorulduğu , bir ajan tarafından sorulduğu, amerika tarafından beyni ele geçirilmiş bir kadının kısa devre yapan beyni tarafından sorulduğu,teknoloji konusunda devrimci bir ülkenin böyle bir hata yapmayacağı amerikanın bu soruyu yeni bir düşman yaratmak için bilinçli sordurduğu tartışma konusu olmaya devam etmektedir. diğer bir can alıcı tartışmada;erkekler malı götürürken kadınlar bir şeyle ilgilenmeli onların akıllarını karıştırmak için sinsice hazırlanmış bir soru olduğuda tartışmalara yerini almıştır.ama ne olursa olsun bu soru sorulmuştur ve artık dönüşü olmayan bir yola girilmiştir.eğer bu soru bir kadının aklına gelip de sormuş olduğu bir soruysa ki ben yüce tanrıdan bunun böyle olmaması için duacıyım.işde o zaman cidden kadınlar düşünmeye başladılar ki bu dünyanın sonunun geldiği anlamını taşır.şayet erkekler tarafından kadınlar bir kaç yüzyıl daha uyusunlar bunlarla oyalansınlar diye sorulduysa bunu akıl eden şahsın da idamının yakın olduğunu biran önce dünya hududlarından çıkış yapmasını ya marsdan yada venüsden bir ev alıp emeklilğinin tadını çıkarmasını plastik cerahiyle yüzünü değiştirmesini istirham ediyorum çünkü plan geri tepmiştir bu arkadaş deyim yerindeyse boku yemiştir.





örgütün içine gizlice sızarak edindiğim bilgilere göre bu kadınlar sıradan bir altın gününde,nasıl zayıflarız hangi diyet bana uygun,köftenin içine sarmısak koysak mı koymasak mı,benim oğlanın dersleri kötü öğretmeninden memnun değil,kocam eve geç geliyor, hangi renk iş çamaşırı onu eve bağlar,kaz ayaklarını önlemek için yüzüme hangi maskeyi yapayım,bu yıl saçları kısaltıp etek boylarını uzatalım tüm modacılar öyle diyor,ikiden fazla çocuk yapmayalım vücudumuz deforme olmasın,hülya avşar kaya çilingir ve ferya tanyolaçın beraberliğindeki son notlar,evi temizlerken kullanılan ürenlere yeni eklenen markalar,can sıkan eş dost ahbabla ilgi bir kaç küçük dedikodu mevzularında gayet ciddi tartışmalar sürdürürken ve kadının önemli sorunlarını müzakere ederken birden bu soruya muhatab olup afallamışlar ve nasıl yanıt vereceklerini şaşırıp bir süre yaşadıkları suskunluk sonucu gayet cılız bir şekilde bu soruyu yanıtlamaya başlamışlardır.yanıtlar arasında



-"evim ev sahibine ait benim üstüme ev yok"



-"evim kocama ait kirayı o ödüyor"



"-evim kaynanama ait kayın pederim ölünce miras olarak kalmış"



-"valla ben ne demek istediğinizi anlamadım"



-"şimdi ait olduğumuz yer evimiz ise evde bize ait değilse o zaman ya biz bir yere ait değiliz kandırılıyoruz.ya kandırılmıyoruz ama yine de ait değiliz."



-"şimdi ben senin söylediklerinden şunu çıkardım biz eve aitiz ama ev bize ait değil demi hıh işte bu durumda ya ev yok ya biz yokuz"



-"şimdi benim biraz kafam karıştı olayı açmak istiyorum şimdi biz evlerimize aittiz okey tamam peki ama evlerimiz bize ait olmadığı gibi sokaklarda bize ait değil o zaman şu sonuca varıyormuyuz arkadaşlar hiç bir yer bize ait değil"



-evet..



-evet...



.-evet"



-"sanırım böyle bir sonuç çıkıyor ama bu güne kadar ben hep evimin bana ait olduğunu düşünmüştüm demek ki bu bir yanılsamaydı.yani evlerimiz bize özde değil sözde ait"



-"ya güncel siyate yapma lütfen"



-" hayır ya örnek teşkil etsin diye daha net olmak açısından"



-"olmaz öyle bizi siyaset ilgilendirmiyor ben şimdi sana evlerimiz yan gelip yatma yeri değildir desem sen bana yoo evimde yatıyorum da dersin "



-"tamam arkadaşlar tartışmayın "



-"ama tartışmadan bir sonuca varamayız sanırım"



-"tartışmak ve sonuca varmak biz kadınlar için uygun kavramlar değiil arkadaşlar toplantımızı böreklerimzi yiğerek bitirmeyi teklif ediyorum""




toplantı bu arkadaşın önerisin kabul edilmesi ve çayla beraber yenen böreklerin bitmesiyle sonuçlandı.eve dağılan kadınların aklında ise o yanıtı bir türlü bulunmayan soru kaldı."kadınların ait olduğu yer evidir peki bu ev kime aittir"zaten çok fazla soru sormayan sorduğu zamanda kısa ve kesin ve keskin yanıtlar almaya alışkın olan kadınların böyle bir soru karşısında yanıt bulamamaları onları tekrardan bu sorunun ışığı altında toplanmaya itti. bu seferki toplantıda kadın sayısı biraz daha çoğalamış görünüyordu.bir soru karşısında bu kadar çok yanıt bulabileceklerinden bu güne kadar habersiz olan kadınlar her geçen gün kendilerine olan güvenlerini arttırmaya başladılar.bu soruyla beraber gelen aydınlanma onları cevabı bulunamayan ama sorulmasında bir mahsur olmayan sorulara itti.gün geçtikçe çoğalan bu kadınlar en azından şim dilik soru sormanın keyfini keşfetmişlerdi.yanıtlarını bulmaları ise onlara göre dünya düzenin yeniden şekillendireceği umudunu doğurdu.





bir şey ya vardır ya yoktur.bir şeyin hem var olup hem yok olması mümkünmüdür.


dünya insanların yaşaması için uygun bir yermidir.uygunsa neden hala bu dünyaya uyamadık, değilse burda ne bok arıyoruz.

bütün yaşamını uyuklayarak geçiren kadını uyandırabilmek için üretilecek olan saatin dünya pazarına sürebilecek olan kadınların önce den uyandırmak için yapılacak çalışmaların geliştirilmesine yönelik icraatlar neler olmalıdır


gerçek dünyanın saçmalığı ve kavranılamazlığı insanı yiyip bitirirken kadınların sadece eşlerinin ve çocuklarının karınlarını doyurmalarını düşünmeleri ve dünyayı anlamayı erkeklere bırakmaları bu sahayı kendi elleriyle erkeklere vermeleri adilmidir.adeleti arayan kadın adaleti, nerede arayacak ve nerede bulacaktır.


modern mağaralarında yaşamalarına izin verilen kadın,bir gün mağradan çıkmak isterse gerekli silaha ve mühimata sahip olmadan mağaranın dışında yaşamaya başladığında varoluşunu tamamlamak için erkeklerin iznine gerek duyacakmıdır.


sanat insanların bu dünyaya katlanabilmelerini sağlamak için nesnel dünyayı güzelleştirmeye çalışırken, kadın bu dünyaya sadece bedeniylemi katkıda bulunacaktır.kadın edebiyat dünyasına ne zaman bayan şekspir kazandıracaktır.

bu kadınlar kafalarına takılan her soruyu not aldılar bir araya geldiklerinde akıllarını kurcalayan bu sorulara yanıt aradılar.amaçları bu soruların kesin yanıtlarını bulmak, dünyaya yeniden keşfetmekti.soru sordukça zihinlerinin açıldığını düşünmeye başladıklarını farkettiler ve içden içe bunda keyif aldılar. bu örgüt bu alınan keyifin ürünü oldu."yanıtı ne olursa olsun sorulan soru biz kadınların yönelttiği bir soru olsun"sloganıyla kendilerine sempatizan toplamaya başladılar.

devam edecek!!!! belmaa






















27.06.2007

ELİMDEN ALINAN ŞEKER.


hangi yetişkin,bir çocuğun yediği şekerden aldığı lezzeti alabilir.hafızamdan tüm tatlar silindi. büyüdüm, büyürken ardımda sadece yılları değil yaşama dair güzel ne varsa bıraktım.hani bilsem çölde susuz kalmanın ne anlam ifade ettiğini çöllerde susuz kaldım diyeceğim.ama su var tadı yok.ellerimi kullanma kabiliyetimi yitirdim büyürken.şimdi onları çok anlamsız işlerde kullanıyorum. o kadar manasız ki ne kadar çok isterdim bir inşaat işçisi olmayı ve hayatın harcını karmayı.ya gözlerim, gözlerim çoğu zaman şaşı çoğu zaman kör.ama çoğu zaman şaşı.bir şeyi net görebilmeyi unutmuşum, çocukluğumda kalmış netliklerim bir karınca yuvasını bulmak için takip ettiğim o karıncaların ipek yolu en son gözlerimin tanık olduğu gerçeklik, yanılsamalara tutulmadan beynimin bana bıraktığı son hatıra. herşey bulanık, hayatıma netlik ayarı yapmak içimden gelmiyor, zaten buna ne zaman ne hayat izin veriyor.gerçeklerden ne kadar kaçarsak kaçalım bir yerde yakalıyor bizi.ama gerçekleri bulandırarak görmek,bir anlamda hayatın acı gerçeklerinden bizi uzaklaştırıyor ama daha büyük bunalımlara sürüklüyor. ya yaşamın güzeliklerini görmek istersek, bu da işin cilvesi tabi gerçeklerle yüzleşmemek uğruna feda edilen güzelikler.kaçımız ben kendime bu haksızlığı yapmıyorum diyebilir.kaçımız hayatın tadını çıkarıyorum, tanrının benim emrime verdiği tüm nimetlerden en maksimum düzeyde yararlanıyorum diye bilir.ben diyemiyorum.eğer şimdi yaşadığım yerde,çocukluğumda hata yaptığımda annemin beni bulmamasını ümit ederek saklandığım tahta kanepe olsa hiç durmam yine saklanırım. ama bu kez kaçtığım annem olmaz bu defa kaçtığım ben olurum. kendimden kaçmak bana en fazla zarar veren benden kaçmak ve uzaklaşmak için bir yolsa eğer o tahta kanepeye durmam saklanırım yine.ama biliyorum ki nereye gidersem gideyim nere kaçarsam kaçayım yine beraberim benimle.zihnimin bulanıklığı gözlerimin şaşılığından da beter olduğu zamanlarda,ben sonsuza yapacağım yolculuğu düşünmem, bilirim ki sonsuzluk ve hiçlik şimdiki zamandır benim için.arka arkaya yakılmış sigaraların etrafa yaydığı o pis duman.beni korku flimlerinde başına her an her şey gelecek olmasına rağmen, girilmemesi gereken o ruhlarla dolu eve sürükler.seyircilerinin hiç bir anlam veremediği bu cesaret,senaryonun gereği baş rol oyuncusuna verilmiştir bir kere.korkunun ecele faydası yoktur.ama pek çok şeye faydası olduğunu görürsün.dünyanın çivisinin çıkmış olması, korkunun faydalarındandır.burada faydanın yararlı olduğunu iddia etmeyiz.her fayda yararlı değildir ama her yarar faydalı olabilir.bu sizin dünyaya bakışınıza kişisel çıkarlarınıza ne kadar önem verdiğinizle ilgilidir.başka faydasıda vardır korkunun, çoğumuzun çekmecede sakladığı gururu, bir türlü saklandığı yerden çıkarmamıza izin vermez.kimi zaman tövbe etmektir korku, kimi zaman yeter be deyip isyan etmektir.bir korktun mu hayattan, ne hayat peşini bırakır ne korku.korku kabusun olur kabusun korku. öyle bir musallat olurlar ki başına .kurtulmak için tren raylarını üzerine bağlarsın kendini şimdi üzerinden geçecek olan trenin farlarını ve siren sesini duyduğunda hissettiklerin bir an önce bitsinden başka bir şey olmaz.. ama bazen tercih ederiz korku yerine vahşeti.korktukça daha agresif, korktukça daha korkutucu olmazmıyız.insanlık tarihini temel çelişkisidir, itici kuvvettidir. korkutanlarla korkutulanların savaşıdır bu tarihi serüven.birde arada ne korkutan nede korkutulanlar vardır .en mutlu olanlarda onlardır.suya sabuna dokumayanlardır.zannetmeyin ki bilinçli bir tercihtir onların ki, tanrı onları sıfır zekayla yollamıştır yeryüzüne .etkisiz elemanıdır onlar dünyanın ve en mutlularıdır.öldüklerinde mutlu bir tebessüm belirir dudaklarında kimseyi üzmedikleri ve tanrının iyi kulları oldukları için .oysa kendi iradeleriyle iyi olmuş değilllerdir.bize ibret olsun diye gönderilmişlerdir yeryüzüne ve biz ibret alamadan gizlice yaşayıp, gizlice ölür .her durum ve koşulda elin kolun bağlıdır ve tren üzerinden geçmek üzeredir.korku ters teper bazı zamanlarda gözlerini kapamak istemezsin bazen .o zamanda arkandan çok cesurdu demezler .emin ol arkandan seni övecek insan sayısı bir elin iki parmağını geçmez.yokluğuna alışmak daha kısa .doğa boşluk kabul etmez .yerini alan hemen bulunur ne cesareti ne insanlığı ölçülmez yerine konulanın.yalanlarla dolu hayatımıza ben çok dürüstüm diyerek eklentiler yaparız.ya doğru sorular sormasını bilmeyenlere yalancıyızdır.yada gerçekten yalancıyızdır.bazen gerçekleri kendi görmek istediğim gibi sunmayı bir oyun sayarız bir akıl oyunu.gerçeğin ne olduğunun henüz bilinmediği bu dünyada bizim yalanlarımızın hiç bir ehemniyeti yok gibidir.dünyayı altüst etmez bizim yalanlarımız, kimseyi incitmez, kimsenin yarınını etkilemez.bizim küçük oyunumuzun bir parçası olanlar bundan keyif bile alabilirler.ama öyle yalancılar vardır ki bu yeryüzünde, insanlığın gözünün içine baka baka yalan söyler.kendi inanmadığı gibi seni inandırmak için elinden geleni ardına koymazlar.bu yalancılar,insan oğlununda serüvenine ortak olmayı bir borç saydıkları ve binlerce ciltlik tarih kitaplarının birinde bir kaç sayfa kapmak için birbirleriyle yarışırlar.çıkarları için yaparlar.ahlaksız oldukları için bunu yaparlar.onlar bunu yapar da biz ne yaparız.bizde onların yalanlarına kanar gibi yaparız.ahlaksız olduğumuz için yaparız.insan olmak istediğinde çok iyi olabilecek iken isteyerek ve inat ederek ahlaksızdır.ahlaksızlığı küresel ahlaksızlık boyutunda ele alarak kullanıyorum.küresel ahlaksızlık yerel ahlaksızlıkdan daha büyük bir ahlaksızlık olduğu için insan bilincine tamir edilmesi artık mümkün olmayan arıza çıkarır.ve insanın bundan kurtulması için ölmesi ve yeniden dirilmesi gerekir.belki o gün yaşanır tüm ahlaksızlığımızdan arınmış ve dünyayı ya da evreni bir bakıma yeniden inşa edebilecek şansı elde etmiş oluruz.bende böylece kullanmayı unuttuğum ellerimle harcı karıştırmayı kendime bir görev sayarım.gururumu ve insanlığımı sakladığım çekmeceden çıkarırım.korkum sadece ipek yollarında yuvalarına yiyeceklerini götüren karıncaları ezmek olur.ve yediğim şekerin tadını her seferinde bir çocuğun coşkusu ve sevinciyle yerim. ben bunu bizzat talep ediyorum .tanrı yaşayamadığım yaşamama izin vermediği bir hayat borçludur bana.....belma

21.06.2007

UTANIYORUM


ölümün ona yaklaştığından haberi olamadı elbet çığlığını atarken.acı bütün bedenini sarmıştı. ona son günleri olduğunuda söyleseler, arzuları çığlığından farklı olmayacaktı. yaşarken birileri ona, öleceksin ve mezar taşında ismin yazılacak ama ölmessen adın anılmayacak bu dünyada deseler, ölmeyi tercih ederdi emel. 'feryadımı duyacak adımı birileri duyacak öylemi ben gidiyorum arkadaş' derdi.

sevilmediğini hissediyordu yaşarken ,her halinden belliydibu sevimli iride değildi doğrusu.sık sık da söz ederdi bundan. 30 yaşındaydı son yaşında ve bedeni oldukça yorgun görünüyordu. çok bir şey istememişti tanrıdan, bu kötü görüntüsünden bile şikayetçi değildi. yaşadıklarını soğuk anlatırdı hiç yaşamamış gibi.belkide inandırıcı olmamasının sebebiydi bu. dışardan kendine bakabilseydi kendide inanmazdı kendine..

hastanede ölüm kalım savaşı verdiğim sırada rastlamıştım ona, bir eylül ayında. kader bizi aynı rahatsızlıkta aynı masada ameliyat etmişti. bir daha hiç görmeyeceğimi düşündüğüm sıradan insanlardan biriydi hayatımda yeri yoktu.. mücadelemi yanlız sürdüreceğim kararını çoktan vermiştim ben.kimsenin yanında olacak,kimsenin dertlerini dinliyecek kimsenin başarısızlığını görüp sinir olacak durumda da değildim ayrıca.düşündüğüm gibi olmadı tabii yine herşey hiç bir şeyin olmadığı gibiydi yine .emel bir çırpıda hayatıma giriverdi. ne olduğunu anlıyamadığım bir şekilde hayatıma sızdı. demek kki insanlığımı insana olan sevgimi bitirmeye çalışırken biryerlerde açık bırakmıştım harcımda.

hayatımda çok önemli bir yer kaplıyamadığını biliyordum ve oda bunun farkındaydı.bu nedenlerden dolayıda hiç aramazdı beni. eski eşinden bir kızı vardı uzun yıllar görmediği.. içi hasretle yanıp tutuşurdu onun için. ikinci kocasından ve kaynanasından da hiç memnun değildi.anlattıkları içimi hiç acıtmadı o anlatırken ve inandırıcıda gelmemişti ilk defa bir insanın huzursuzluğu , mutsuzluğu bana.

kaçmak istedim, ben ondan nedensiz.. belkide dertleri bana çok sıradan çok sömürüye açık gelmişdi.oysa onun sesinde birgünden birgüne merhamet istermiş gibi bir ton hissetmedim.ve nedense yakalandım yine acıya.. tam ortasına düştüm hatta.
bir eylül daha geçmişti, bir eylüle daha varamıyacağını bilmeden.acı haber ulaşmassa heycanını yitirirdi bilemiyorum.beyin kanaması yakalamıştı onu bu mutsuz hayatında ve benim hayatımıda duyduğum günden beri zindana sürükliyeceği varmış işte hikayenin. sonradan aldığım duyumlara göre 1 ay komada kalmış ve kızınıda bulmuşlar sonunda. kızı onu görmüş ama o kızını birkez bile kucaklıyamadan ruhunu teslim etmiş komaya...

emelin hayatımdaki anlamsız yerinin, beni bu kadar büyük bir yürek yangınına sürükliyeceğini hesap etmem olanaksızdı. isyan etti o yatarken komada hayata ve ben şimdi onu iliklerimde hissediyorum. hergün acısı içimi kemiriyor. en çok dokunan da bütün çektiği acılara rağmen çığlığını duyanın olmamasıydı. elbetteki gidecekti. bu dünyada ona ait sadece hasretini çektiği kızı vardı ve hayat onu bile onun elinden almıştı.

gidişin yüreğimi çok yaktı emel.çığlıklarına duyarsız kaldığım için sen yaşarken, binlerce özür dilesem senden,fayda değil biliyorum. belkide bana düşmezdi yanında olmak ama insan olmanın erdemi herhalde bu yürek yangını.ölmeden önceki son arkadaşın olarak senin için birşey yapmamış olmak beynimde binlerce utanç çığlığının kopmasına sebep oluyor. şimdi ben kendimde sana rahat uyu diyecek yüzü bile bulamıyorum..............eceee

KÜÇÜK BİR HİKAYEDE ÇOK ŞEY GİZLİ. ANLIYANA ANLIYANAAAAAAAA


zamana tutunmaya çalışanhikayemizin birindedoğumla ölüm arasına sıkışan kahramanımız küçük bir serçedir. soğuk bir kış gecesi , donarak ölmek üzereyken, tutunduğu daldan karların üzerine düşer.o sırada yoldan geçmekte olan at üzerinden geçer üstüne pisler. tesadüfen o pisliğin sıcaklığıyla hayata döner serçe, bugüne kadar üzerinden bile uçmayı düşünmediği pisliğin faydasını görür ve çok mutlu olur. pislik sandığı şey onun hayatını kurtarmıştır çünkü.
bir süre sonra sıkılmaya başlar üzerindeki pislikten, etrafına bakınırken ,bir kediye kendisini farkettirmeye çalışır. beni kurtar der gibi ötmeye başlar.. ve başarırı varlığını farkettirmeyi kedi hiç vakit kaybetmeden ona doğru yaklaşır, itana ile üzerinde ki pisliği temizler , aç karnını doyuracağı için gözleri parıldar kedinin. tam bu sırada durumu farkeden serçe, kedinin miğdesine giderken söyliyecek birşeyim var diye bağırır...sesim duyulurmu duyulmazmı hiç hesap etmeden..HEY MİLLET ÖLÜYORUM, ÖLÜRKENDE TEK BİRŞEYE KIZIYORUM. ....YANLIŞ YERE BAKTIĞIMA... YANLIŞ DÜŞÜNDÜĞÜME...ÜZERİNİZE HER BOK ATANI DÜŞMANINIZ SANMAYIN, SİZİ BOKTAN ÇIKARAN HERKEZİDE DOSTUNUZ DOSTUNUZZZZ....derleyen eceee

17.06.2007

KELEBEKLERİN ÖMRÜ ÇOK KISA


aralanacak gözlerim

yaşanacak yeni günlere karşı

saracak etrafımı hasret

savuracak bedenimi çaresizliğim


ve ben herşeyi geride bırakıp

çıkacağım sonunun ne olduğunu

bilmediğim bu yolculuğa

kendi penceremden şahit olacağım

acıya

ve kendi penceremden el sallayacağım aşka


bir hayat rahatsızlığında uyuyup

yokluğun omuzunda

yarına ilişkin hayaller kurmaktan uzak

uyur uyanık bir durumda

aşk varmıydı diye soracağım


kapayacağım gözlerimi

sonsuzluğuda yanıma alarak

kimliği belirsiz dudakları öperek

aydınlatmaya çalışacağım

bir türlü aydınlanamayan karanlığımı


bir kelebeğin kanadına tutunup

göğe yükseleceğim

ve

gülümseyerek öleceğim.....belma

15.06.2007

ZAMANSIZ GİDEN YOLCU ARDINDA NE BIRAKIR

hey hayat sana sesleniyorum. duy artık sesimi. daha ne kadar bağırmam gerekiyor. ben seni anlamlanlı kılmaya çalışırken,sen hep ayağıma çelme, yüreğime kuşku, aklıma korku takıyorsun. daha fazla acımasız olmak için uğraşma hayat bundan daha fazlası olamazsın! yanlızlığımda dahi rahat bırakmıyorsun. seninle arkadaş olmak istemiyorum hayat....

bazen güç alıyorum senden yeniden sana dönüyorum , bir acı veriyor kaçırıyorsun. nerede olmamı istiyorsun he söylesene artık. daha ne kadar susmalıyım yada ne kadar konuşmalı....... nasıl senin içinde olmalıyım yada neyim dışında olmalı bir ipucu dahi vermiyorsun, neden benimle bu oyunu oynuyorsun.....

sana asılmaya çalışan insanların yanan yürekleri, söndürdüğün ocakları sana teker teker mi anlatmalıyım yoksa.ben anlatırsam nerede kalıcak senin yüceliğin...bilgeliğin...hani benim için bizim için vardınsen....

benim sana hiç hesap sormaya hakkım yokmu? sen bana ne verdin anlatmıyacakmısın susacakmısın hala.ve ben her gün rüzgarındamı savrulacağım. ne olduğunu anlamaya çalışırken etrafıma alay konusumu olacağım? milyonlarca insanın senden medet umarlarken düştüğü komik duruma benidemi düşüreceksin...

nerede senin kullanma kılavuzun. ben nerede nasıl nefes alacağımı bile bilmiyorum dostum...öğrenmeye çalışırken de düşüyorum. kim kaldıracak beni? kim anlatacak nasıl sevdiğimi. kim ağlıyacak acıma. yokmu sayacağım bütün bu kavramları. nasıl peki? nerede ne zaman başaracağım. azmı çalışıyorum yoksa? hayat bütün öfkem sana , sessiz kalmana..belkide kendime...güzel olanı göremediğime...hayatımı acıyla beslememe...

şimdi ben bırakıyorum ardımda seni bu güne kadar görmediğim merhametini düşünmeyeceğim ve hiç bir şey istemeyeceğim senden.yürüdüğüm kaldırımlarda izini, dinlediğim şarkılarda sesini aramayacağım... buruşturulmuş bir kağıt parçası gibi zihnimden söküp hayalini, dipsiz kuyalara atacağım. belki sende kurtulacaksın benden ve sana olan öfkemden...eceee

12.06.2007

YIKILDI BİR KEZ DUVAR


ansızın yıkıldı duvar

saçından kelepçelenmiş kadının üzerine

kadının saçlarında asılıydı cesetler ve

asılıydı kadının saçlarında özlem


duvarın ağırlığından olsa gerek

nefes almakda zorlandı kadın

ölümün ağırlığı değildi dokunan
nasıl olsa yıkılmışdı bir kez duvar

sessizliğini dinledi duvarın
farkına vardı bedenindeki hasarın
neresinden dönülürse zararın
yaşama karını düşündü


saçlarındaki kelepçeden

yüreğindeki tutukluluk halinden

bir an önce kurtulmak istedi

ve ilk kez tanrıya bunun için dua etti.....belma


9.06.2007

REDEDEMEYECEĞİMİZ TEK MİSAFİR"ÖLÜM"


her gece korkulara sarılıp yatmak ve her sabah ölmeye uyanmak, ne büyük ızdıraptır yaralanmış bir yüreğe.uyuyormudur uyanık mıdır insan yoksa ikisinin ortasındamıdır.beynindeki uğultuya alışmıştır da perdeden sızan güneşle bir türlü barışamamıştır.bedensel hareketlerinin gün geçtikçe azaldığını hisseder, her gün biraz daha yorgun hergün biraz daha suskundur hayatta. ağırlığını bile taşıyamaz olur üzerindeki yorganın .ne dünyanın suçu bu. ne de zamanın .bilincimizin bize oynadığı bu oyuna dahil olmayı hür irademizle kabul etmişizdir.- belki bir bardak su yetmez içimizin temizlenmesine ama denemeye değer diye dünyadaki en temiz suyu içmeyi isteyişimiz bundandır. dünyadaki her türlü deneyime değer verir, arınacağımızı düşünüp öyle içeriz suyumuzu.hafif bir tebessümle selamlarız bize hizmet eden bardağı.söyleyecek çok sözümüz vardır ama gücümüz yoktur.bizi yoranlara kızıp öfke kusarız.ama yoracaklarını bile bile onları hayatımıza alır baş köşemizde misafir ederiz.yediğimiz kazıklar zevk verir her seferinde rutine takarız bu durumu, vazgeçmeyiz, gelirler giderler, gideriz geliriz .

bir umut, ölen evebeyinlerimizden yardım isteriz. ölülerden meddet ummaya başladın mı sonun gelmiş demektir.yakında buluşursun onlarla.yaşama nedenleri olanların yaşaması doğaldır da,ölmek için nedeni olanların nedenleri kabul edilmez bu dünya da.ve öbür dünyada da yatacak yerleri olmaz onların.cenaze namazı bile kılınmaz intihar edenlerin. ölmek için bir çok nedeni olabilir insanın. yaşamla savaşacak mühimatı kalmamıştır.en iyisi teslim olmaktır ölüme. ama ölüm bir türlü vazgeçmek istememektedir bu savaştan, çünkü ölüm yorulmaz ,ölüm günde yirmi dört saat, yılda oniki ay, senede üçyüz altmış beşgün mesai yapar. bundan da şikayet etmez ,hiç durmadan çalışır, bir gün izin istemez, bir gün greve gitmez, bir gün tatil yapmaz ,bir gün işini ihmal etmez ,saat gibi çalışır saatin pili biter ölüm kendini sürekli jarz eder.ama insan oğlu öğlemidir dayanamaz dünyadaki bu tempoya.biraz da tembellik vardır fıtratında dayanamaz .şahit oldukça acıya, yaşadıkça direnç göstereceğine tüketir bedenini, birde haksız rekabet girdimi işin içine insanlıktan çıkar ,programlanmış bir robota döner ve bir gün virüs bulaşır yorgun beynine, direnmek istemez daha fazla hemen teslim olur olmayanııda vardır da biz zaten onlardan bahsetmiyoruz.bizim kahramanlarımız oğuz atayın tutunamayanlarındaki korkuyu beklerkende ki kahramanlardır.insanın duyguları bir tirbişon gibi dolambaçlıdır.bunu red eden insan kendi ahmaklığının kurbanı olur.insan yaşar ve yaşadıkça günaha girer. ve bazen insanlar günaha girmemek için bile ölmek isteyebilir.hür iradesidir onu bu sonuca vardıran.kahredici dramların yaşandığı ve bu dramlara diğer zamanlardan daha fazla tanık olabilme imkanına sahibizdir.insanlar dramlarını anlatmakta da zorlanmaz ve hatta gözümüzün içine içine sokarlar.teknoloji geliştikçe evimizin içinde tek başınalığımızdan sıkılma imkanımız bile yoktur.şiddet göz yaşı bir metre uzağımızdadır ve parmağımızın ucundadır.bu kahredici dramlar daha da soğutur bizi hayattan daha fazla yaşamaktansa daha fazla ölmeyi isteriz hem kendimizden hem diğerlerinden kaçmak için en iyi yol yok olmaktır.günahların en büyüğüdür intihar, ama biz günahlarımızdan kurtulmak için ölmek isterken daha büyük bir günahın pençesinde buluruz kendimizi. bu yaman çelişki yakamızı bırakmaz .kararını verdin mi dönüşüde yoktur. kendinden utanması başkalarından utanmasına benzemez insanın.bir de her istediğimizi zaten yapamayız dünyada, kollektif işlerde muhakkak birilerine çarparız ayakabağı olurlar, yol gösterici olurlar, sinir bozucu olurlar.olurlarda olurlar.ama ölmek isteyince kimseden yardım istemeyeceğimiz gibi kimseninde yardımına ihtiyacımız yoktur.tamamiyle tek başınayızdır. bu işi en salağımız bile halledebilir. doğmaktan daha kolaydır ölmek.

genç şairler romancılar oyun yazarları ressamlar ve büyük aşıklar gönüllü üyesidir intihar kulübünün.bu intihar kulübü onların ününe ün katar. ölümsüzlüğe götüren kısa ve emin bir yoldur intihar onlar için .ama sıradan bir insan için intihar,zaten yok sayıldığı bir dünyada yok olmaya giden yoldur.varlıkları ve yoklukları önemli olmayan insanlar daha kolay karar verirler daha kolay anlaşma sağlarlar ölümle.pazarlık yoktur indirim yoktur.belkide ilk ve son iradelerini kullanmışlardır yada kullanmak için ölmeyi seçmişlerdir. ilk ve son "bunu ben kendim istedim ve yaptım." "bir şey yaptım" ."ben yaptım". "kendim için yaptım".ve "mutluyum" çığlığıdır bu .nasıl anlamak istersen öyle anlarsın.yaşam "kurt- kuzu-ve otu birbirine yedirmeden kayıkta tek seferde karşıya geçirilebilme"sanatıdır.ve doğa her insana bu kabiliyeti vermemiştir.bu kabiliyette olanlara selam olsun........belma


7.06.2007

KUYTU


şehvete yaptığı yolculuklardan bir diğerine koşarken rastlamıştı ona.günah duraklarının arasındaki mesafelerde, arındığını hisettiği bir anda.ondan istediği gecenin sessizliğini bozacak bir ses ,güneşin kavurucu sıcağında korunabileceği bir ağaç gövdesi olmasıydı.azla yetinmesini bilenlerin mutlu olacağını söyledi ona büyükleri ama pratik, hayatın azla yetinmek isteyenlere cimriliğini öğretti.hayat azla yetinenlere göre bir yer değildi.

duvarda asılı çerçeveye sabitledi gözlerini.yaşamışlıklarının varoluşlarının bir belgesiydi bu fotoğraf.beraberliklerinin ilk günlerinde heyecan ve sevinçle girmişlerdi bu kareye .birbirlerini bu kadar kanatacaklarından habersiz gülümsüyorlardı.içindeki öfke o anı daha detaylı hatırlamasına izin vermedi .duvara o fotoğraf yerine kendini asmış olsaydı,bedeni çoktan kurtlanmış ve kokmuş olacaktı.oysa fotorafta çürüyen ve yok olan o anda hisettikleriydi.

odanın diğer tarafında duran valizlere yönelti bakışlarını valizlerin içindeki eşyaları suçlar gibi. eşyaların gidişiyle duyacağı eksikliği düşündü ve öyle bir somutlaştıkı içinin acısı, yüreğini söküp atmak istedi.kendini paramparça edip valize koymayı düşündü.kendini yalana boğdurmayı ,ihanete kestirmeyi ,sevgisizliğe yedirmeyi düşündü.kapının ansızın açılması onu varolduğu zamana geri getirdi. kendine bile kapattığı bu kapı şimdi onun tarafndan açılmıştı.

-üzgünüm dedi hayalden ibaret olduğunu var saydığı bu silik görüntü.

-hayalden ibaretsin sen!!!! benim yarattığım bir hayaletsin.kapat dünyamın kapısını ve kilitle üzerinden.anahtarını uzaya fırlat.kendini istediğin yere.

valizlerin doldurduğu yer şimdi uzayda bir boşluk oldu.kapatılan kapının sesi tüm hücrelerinin tepki vermesine neden oldu.o kadar şidetli ,o kadar öfkeli kapandı kapı.

-oysa ben diye başladı mırıldanmaya...oysa ben şimdi bile hazırım kanmaya kandırılmaya gitme son bir fırsat versek birbirimize.daha az acıtacağımıza söz versek ruhlarımızı ve yalan olduğunu bile bile kabul etsek.henüz liğime liğme olmadı etlerim daha koparılacak parçalanacak gizli kalmış,kuytularda biryerlerde,ulaşamadığın,ulaşmana izin vermediğim senden köşe bucak sakladığım hatta benim bile bilmediğim bir yerlerde hala insanlığım var.o insanlığımdan kalan son kırıntıları silip süpürmeden nereye nereeeeyeee....

düşüncelerinden beynine bir ağrı saplandı. binlerce iğne darbesine eşdeğer.yüreğine saplanan her iğne bir intihar eylemcisine dönüştü. beynin içinde çoğalıyor düşüncelerinde aktifleşiyor çoğalıp kalbine hücum ediyorlardı. yüreği yandı, yandıkça yüreği bombaların pimini birer birer çekti.

taşıyamadı başını cama dayadı sokağın başında tamda kaldırımın ortasında yıllardır farketmediği iğde ağacını gördü ve o ağacı yalnızlığına ortak etti......belma

6.06.2007

pülümür de yedi güneş


Yüreğimi yakan güneş değil
Bu batman sıcağında
İçimdeki ateş anlatılacak gibi olsa
Kelimeler yetse keşke feryadıma
Suskun bir yıldız olmak
Işık vermediği anlamına gelmiyorsa da
Bir ses bir nefes bir haykırış yeter mi
Yeter mi sandınız insan oğlunun acısına
tabutu tutan eller
aslında güneşe sarıldılar
kaderlerine küsmeyip
vatana asıldılar


Yedi güneşimiz vardı bizim
Pülümür den doğan
Aydınlığını hiç bilmediğimiz
Yedi güneşimiz vardı bizim
Kocatepe’den bize sahip çıkan

Kandil dağı silk at üstünden
Eşkıyayı
Sabrımız kalmadı
Batıracağız dünyayı......belma

1.06.2007

KADINLAR DİKKAT!!!! BU SEÇİMLERDE VİTRİN OLMAYIN

"siyaset,belli bir toplumda yada toplulukta çatışma halinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir."
kadınlar dikkat bu seçimlerde partilerin oyuncağı olmayın.vitrin olmayı kabul etmeyin.kadın sorunlarına duyarsız partilerin, kamu oyuna biz "normalleştik"mesajı "olmayın.
biz şizofrenler, mecliste çiçek ve böcek edebiyatı yapmaya giren kadınları istemiyoruz.biz kadınların tarihsel süreçte nasıl ötelendiklerini bilen,kadın sorunlarını içsellleştirebilmiş,siyaset yapabilme kabileyeti olan yaptığı siyaseti halka anlatabilecek ve ikna edebilecek melikelere sahip,duygusallıktan uzak durabilen,çözüm önerilerinde ısrarcı, masaya yumruğunu vurabilen erkekleşmeden ,erkeklere anlayabilecekleri dilde derdini anlatıp yanıt verebilen erkeklerin dünyasını tanıyan ve strateji üreten, eşitlikten özgürlükten yana olan ayrımcılığın her türlüsünü pozitif ayrımcılıkta dahil olmak üzere ret eden.pozitif ayrımcılığı erkeklerin bize bir lutfu olduğunun ayırdında olan,göğüs göğüse çarpışabilecek,türkiyeye nişantaşından bakmayan,anadolu kadının,şehirli kadının sorunlarını bilen,ve bu sorunlarla ilişkili politikalar üretebilen,bütün çabalarına rağmen meclis de hiç bir şey yapamayacağını anladığı gün hiç bir çıkarını düşünmeden istifayı basabilen kadın millet vekilleri istiyoruz.
sırça köşkünden ahkam kesen, çiçek böcek edebiyatıyla bizi bunaltan.parti başkanın sözünden dışarı çıkmayan, ait olduğu sınıfsal zümrenin çıkarlarını koruyan,erkek politikalarını baştan kabul etmiş, milletvekili olayım eşe dosta hava olur diye düşünen,döpiyesleri siyah ve kahve rengi olan,meclise gelmeden önce kuaföre uğrayıp saçını yaptıran kadınların meclise girmesini istemiyoruz.........belma

BEN İZMİRLİYİM



BEN İZMİRLİYİM Eğer "kordon" dendiğinde aklınıza elektrikli ev aletlerinin dışında bir yer ismi geliyorsa,"Körfez Kokusu" nedir biliyorsanız.35 ve 35,5 kavramları size bir şey ifade ediyorsa,"Gevrek", "Çiğdem", "Domat", "Nohut" gibi kavramları kullanıyorsanız,"Boyoz" kelimesi size bir şeyler hatırlatıyorsa,"Arapsaçı","Turpotu", "Dalagan", "İstifno"," Ebegümeci", "Denizbörülcesi" nedir, biliyorsanız,Konuşurken arada bir diliniz istemeseniz de "geliyom""gidiyom""gelcem""yapcam""etcem"şeklinde sürçebiliyorsa,Gördüğünüz her gökdeleni Hilton'la kıyaslıyorsanız,Park, trafik sorunu ve karakış nedir? Bilmiyorsanız,Kar görmek için Sabuncubeli'ne ya da Spil'e gittiyseniz,Zeybek havası duyduğunuzda içiniz cız edip kalkıp oynayasınız geliyor sa Kumru"nun aslında bir kuş olmadığını çok da lezzetli olduğunu düşünüyorsanız, Hıdrellez denince sokaklarda yakılan ateşler aklınıza geliyorsa, Sıcakkanlıysanız, Paraşüt kulesinden atladıysanız, Fuardaki gölde kuğulara bindiyseniz Her yıl Ağustos sonunda fuara giderek " Birkaç ünlü görsek bari" diyorsanız Hiçbirzaman biryere geç kalma korkusu yaşamadıysanız İnsanlar size bir düşman gibi bakmıyorsa Hayatınızın önemli bir bölümü belediye otobüslerinde geçtiyse Nisan-Ekim ayları arasında hafta sonlarını Güzelbahçe, Seferihisar, Çeşme, İnciraltı, Sahilevleri, Mordoğan, Karaburun, Gümüldür, Kuşadası, Dikili, Foça'da geçiriyorsanız,Çocukken Kemeraltında kaybolduysanız Babanız"Biz çocukken Konak'ta denize girerdik" hikayeleri anlatıyorsa Bir kere bile YKM önünde buluşup sinemaya gittiyseniz Kuşadasına "Ada" diyorsanızMahsun Kırmızıgül ie Alişanı ayırt edemiyorsanız ?Montrö ve Lozan size avrupa şehirlerini hatırlatmıyorsaOtobüste size biletini ya da kentkartını veren kişi karşılığında para almamakta israr ediyorsa Yolda biriyle çarpışınca diğerinin hatası olmasına rağmen reflex olarak gülümseyip özür diliyorsanız "Yengen" denince aklınıza yiyecek bir şeyler geliyorsaOrtaokula giden kızınızın erkek arkadaşı olması sizi rahatsız etmiyorsa Evinize enfazla 100 m. Uzaklıkta bir Tansaş mağazası varsa Başka bir şehire gittiğinizde o şehirde yaşayanlara acıyorsanız Uzakta iken "Ahh şimdi İzmirde olsaydım" diyorsanız SİZ İZMİRLİSİNİZ.bu yazıyı izmir forumdan aldık.yazarını bilmiyoruz.....

Katkıda bulunanlar