30.05.2007

KENDİNE AİT BİR ODA .Virginia Woolf..


fikir ve sanat alanında varlık gösteren kadınların hayat hikayeleri her zaman dikkatimi çekmiştir.kadınların bu erkek dünyasında nasıl bir varoluş süreci yaşadıkları konusunda bilgi sahibi olmak bir kadın olarak bana yaşamda belirli noktalarda kılavuzluk eder.onların hayatlarında karşılaştıkları zorlukları aşma mücadelesinin yöntemi eğer içselleştirilebilinirse erkekler dünyasında nasıl yaşayabileceğimizi( ya da bu dünyayı nasıl değiştirebileceğimizi)kıyısından köşesinden nasıl hayatın içinde kalabileceğimizi anlatan önemli enektotlar içerir.hayatımıza yön veren bu kadınları anlamaya çalışırken biraz da olsa tek başınalığımızdan kurtulur,içinde bulunduğumuz süreci daha iyi anlamanın yönteminide öğrenmiş oluruz.
kısa bir zaman önce yaşamdan kaçmak istiyordum hatta kendimden kurtulmanın yollarını hastalık derecesinde arıyordum. kadın olarak kendimi nasıl tarif edebileceğimi, yılmışlıktan ne yaparak kurtulabileceğimi ,yeteneklerimi geliştirmem konusunda bende neyin eksik olduğunu anlamamı sağlayacak bir kılavuz, hasta yüreğime iyi gelecekti.aslında bu çırpınışımın nedeni hayata tutunmak ve bu dünyada bende varım diyebilmekti.varım diyebilmek içinde yeniden varolmam ve üretmem gerekiyordu.
düşünce yoğunluğum uzun zamandır kitap okumama engel olmuştu.sürekli bir sorgulama içindeydim. yaşamdaki varoluş serüvenimin evlenip çoluk çocuğa karışmak ,iyi bir eş iyi bir ev kadını olmak dışında başka amaçlarıda olmalıydı.yaşamda ben nereye aittim.gerçekleştirdiğim hayallerimin(bu hayaller başka güçler tarafından verilen, sınırlandırılmış hayallerdir.asla benliğimizi özgür bırakarak hayal kurmamıza izin verilmez.bunu yaptığımız an önceden öğrenilmiş ketlemeler devreye girer. bizde hayallerden utanır ve onlardan kurtulmanın yollarını ararız.en kısa zamanda onları ait oldukları yere bilincimizin karanlık dehlizlerine göndeririz) içindeki küçük mütevazi bir yaşam, kadın olmanın ötesinde insan olan bana yetmiyordu. cevabını bulduğum ama yaşama geçirebilmek için herşeyi silbaştan yaratmanın gerekliliği bana bu koşullar altında ne yapabilirimi sürekli sorgulatıyordu .beynimin yorulduğunu, tükenmekte olduğu farketmek çok sürmedi. daralmıştım.kadınca yaşamak neydi benim için. arayış içersindeydim .Virginia Woolfla tam bu noktada tanıştım.kitaplığımın tozlu raflarına gidiyor bana çıkışı gösterecek en azından bir işaret verecek bir kitap istiyordum.ama kitaplığımdaki bir çok kitabı daha önceden okumuştum.okumadıklarıma elim bir türlü gitmiyordu. bunların yinelendiği gün, kalın kitapların arasına sıkışmış bir kitap dikkatimi çekti.elim ne olduğunu merak ettiği bu ince kitaba uzandı ve aldı.kitabın derin bir uykuya daldığını, aldığım tarihi görünce anladım.kitabı 1998 yılında satın almıştım yani tam dokuz yıl önce.aldığım gibi rafa yerleştirmiş unutmuştum.KENDİNE AİT BİR ODA yazarı Virginia Woolf'du.kitap kadınların kurmaca yazındaki yerini anlatıyordu. konusu kadın ve edebiyat olan bu kitap, kadına oturma odalarının dışında bir hayat olduğunu söylüyor,kendilerine ait bir oda kendilerine ait bir dünya yaratmalarını öneriyordu.erkeklerin ne düşüneceğine nasıl eleştireceğine bakmadan yazın diyordu.V.Wollf'un kitabındaki söylemlerinden bu güne çok şey değişmişti.kadınlar yavaş da olsa sosyal hayatın içindeki yerini almaya başlamış, yada hala yerini arıyordu.ama yine de edindikleri yer dünyadaki bu kaosu değiştirebilecek buna dur diyebilecek güçde değildi.ama bir adım atılmıştı.erkekler dünyasının bütün dayatmalarına rağmen vakur adımlarla ilerleniyordu.bense hala V.Wolfun o gün kaleme aldığı dönemin kadınıydım. kendimi değiştirip dönüştürememenin acısını içinde barındıran, toplumsal kültürel baskıları üzerinde hisseden ve buna uygun hareket edendim.benim hayatım o dönemin kadınlarından farklı değildi.demek ki yüzyıl önce kaleme alınmış bir kitap hala alıcısını bulabiliyordu bu da bize kadınların önününde aşması gereken bir çok engelin olduğunu gösteriyor.bu kitap bu gün bana yazılmış gibi sımsıcak ve taptazey.düşünmemi ve düşüncelerimi yazıya dökmemi teşvik etti.kitabı okumanızı tavsiye ettiğimi söylememe sanırım gerek yok.en azında o döneme ait kadın yazarların yaşadıkları serüveni okumak bile size hoş vakit geçirtecektir.ve belki dahada ötesi, bende olduğu gibi sizi de başka bir konuda yüreklendirmeye neden olabilir.......belma Virginia Woolf hayatı okumak için tıkla

29.05.2007

KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ KIRMIZI BAŞLIĞINI KAYBETTİ







kırmızı başlıklı kızın kırmızı başlığını annesi dikip ona giydirmeden önce nasıl giyindiğini aranızda bileniniz var mı yanıtı duyar gibiyim.nasıl bilebiliriz ki masal bize öncesini anlatmıyor. öncesi de bizi zaten ilgilendirmiyor. bu masalın yaratıcısının bile bunu bildiğini sanmıyorum.bende tam bu noktada bu masala müdahale etme gereği duydum.artık bana anlatılan masallara inanmamı bekleyenler cevap olarak bu masalları yeniden yazacağım.

küçük ve saf olan kırmızı başlıklı kız ormanın derinliklerinde yaşayan hasta büyük annesine yemek götürmek için yola çıkar.masal böyle başlar kızımız küçük ve masumdur ama ormana tek başına gönderilmesinde bir sakınca görülmemiştir bu kişilik profilinde.çok mutlu bir havası vardır kırmızı başlıklı kızın..kız mutludur çünkü masum ve saf olan insanların mutlu olduğu anlatılmıştır. oysa gerçek yaşam pratiğimizde bunun tam aksini binlerce örnekle görmek mümkündür.birazdan hayatının değişeceğinden habersizdir. Annesinin de onca tehlikeye rağmen onu ormanın içine tek başına göndermesi de ayrı bir evebeyin durumudur.demek ki kızına güvenmektedir.ama masal kız için saf ve masum demiştir bir kere.elinde sepeti güle oynaya yoluna devam ederken birden ormanın en vahşi hayvanıyla karşılaşır. bu çok doğaldır burası ormandır ve burada hayvanlar vardır doğal olmayan oraya giden yada gönderilen kırmızı başlıklı kızdır.neyse kurt bildik söylemleriyle kırmızı başlıklı kızdan büyükannenin evini öğrenir. büyük annenin evine gidip büyük anneyi yeme planı yapar.zeki bir hayvan olan kurt neden kırmızı başlıklı kızı yemezde büyükanneyi yemek ister.çünkü kırmızı başlıklı kızı yerse ormandaki avcılar tarafından vurulacağını düşünür.ben burada kurdun neden kızı değil de büyük anneyi yemeyi düşünmesini avcılardan korkmasına bağlamıyorum.saf ve masum bir kıza kurt bile dokunmuyor. demek ki saf ve masum olmayı sürdüren tüm kadınlar kötü niyetli insanların hedefi olmuyor.yaşlı kadın zannedersem artık ununu eleyip duvara asmıştır zaten hastadır ve ölmesinde masalda bir sakınca görülmemiştir yani kadın kocayınca kurdun maskarası değil avı olmuştur. kocayan kadınlara bu masalda küçük bir rol verilmiştir çünkü artık ormanın böyle kadınlara ihtiyacı yoktur.neyse kurt yola koyulduğu zamanda aklına kırmızı başlıklı kızın kırmızı başlığı takılır .bu başlığa kıl olmuştur.ve derki kendi kendine küçücük bir kızın bir başlıkla dolaşmasının nedenini nedir acaba .ama ona bu yanıtı verecek kimse bulunmaz ormanda. kırmızı başlıklı kız bile bunun nedenini bilmez.annesi başlığı takmıştır kızımızda anne neden bana bu başlığı giydirdin diye sorgulama gereğini duymamıştır.koşulsuz bu başlığı kabul eder annesine itiraz dahi etmez.itiraz etmemesinin bir çok sebebi vardır ama bunlardan en önemlisi annesinin kırmızı başlıklı kız üzerindeki yoğun otoritesidir.otoriteye karşı gelinmemesi gerekliliğini o bu küçük yaşına rağmen bilmektedir.annesinin istek ve arzularına cevap vermediği noktada ne olacağını iyi bilir.bir onu cezalar bekler iki annesi tarafında sevilmeme tehlikesiyle karşı karşıyadır. ilerleyen süreçlerde hain evlat hayırsız evlat olmak da istemez.herkesin hayırlı olduğu bir masal diyarında onun hayırsız ve kötü evlat olması içe sindirilecek bir durum değildir.anlaşıldığı gibi kırmızı başlıklı kızın bu başlığı ret etmesi bir çok açıdan mümkün görünmemektedir.kurtta bunları düşünür bütünüyle.ve hayvan olduğuna bir kez daha sevinir .çünkü özgürdür ve kendi postu dışında başka bir post giyme zorunluluğu yoktur.dilediği gibi hareket etmektedir.canını istediğini yapar yada yapmaz kimseye hesap vermez .ama içini kemirmeye başlar bu durum kırmızı başlıklı kızın başlıksız nasıl göründüğünü merak eder.ve eylem planında bir değişiklik yapıp onu büyük annesinin evinin önünde pusu kurup beklemeye başlar.kırmızı başlıklı kız hayattan ve gerçeklerden bir haber güle oynaya gerek çiçekleri koklayıp gerek kelebeklerin arkasından koşup büyükannesinin evine varmak üzeredir.tam kapıyı çalıp içeri girecek iken kurt kızın üzerine atlar.kocaman ağzını açar sivri ve çirkin dişleriyle kırmızı başlıklı kızın başlığını gayet çevik bir hareketle yani kurtluğun doğasına uygun bir biçimde alır.aldığı gibi ormanın derinliklerinde kaybolur.çünkü bunu yaptığını gören avcıların hedefi olmak istemez.burnunu bu işe soktuğu için pişman değildir ama oda bir canlıdır ve ölmekten korkmaktadır.kırmızı başlığı başından çalınan artık kırmızı başlığı olmayan kız.kısa bir süre şok geçirir.çünkü başlıksız yaşamanın ne olduğunu bilmemektedir.masalda maalesef ona bu öğretilmemiştir.yapması lazım gelen şey bunu kendi deneyimleriyle öğrenebilmektir.kendini çıplak hisseder.utanır kurdun neden böyle bir şey yaptığını bile sorgulayamaz şaşkınlığından .ama omuzlarına dökülen sarı bukleli ipek saçlarını görünce şaşkınlığı bir kez daha artar.bu kadar güzel saçları olduğunun ilk kez ayırdına varır.ormanın içinden gelen hafif bir meltem esintisiyle dalgalanmaya başlayan saçları geçirdiği şoku ve şaşkınlığı da silip süpürür.içini bir huzur kaplar kendini başlıklıyken hissetmediği kadar özgür hisseder.kendine güveni artar.biraz önce arkasından güle oynaya koştuğu kelebek gibi hafiftir artık.kapıyı çalar ve büyük annesinin odasına girer.. büyük anne yatağına uzanmış torununu beklemektedir.masalın normalinde kırmızı başlıklı kızın büyükannesine bir takım sorular yöneltmesidir ama kurdun merakı masalın gidişatını değiştiren eylemi ve benim bu masalı böyle yorumlamak isteğim sonucunda şaşıran ve soru soran taraf büyükanne olur.kırmızı başlığı kaybolmuş kızı görünce hayretle bağırır kızım kırmızı başlığın neredeeeee.kayboldu der kayıtsızca bizim kız... kurdun çaldığını söylemez nede olsa bu durumdan memnun olmuştur.vay başımıza gelene bak diye bir çığlık atar yaşlı kadın...masalların sonu mu geliyor diye devam eder...hayır der kırmızı başlığı kaybolmuş kız asıl masal şimdi başlıyorrrr.......kurda gelince o ormanın derinliklerinde kaybolmuştur.kaybolmadan önce kırmızı başlığıda dipsiz bir kuyuya atmıştır..masallar diyarında herkes doğasına uygun yaşasın diyeeee.....
evet bu masalda böyle son bulur.sonrasında ne olur bilinmez.. MASALLARIN HAYATIMIZDAKİ PAYLARI BÜYÜKTÜR.peki siz kendi payınıza düşeni aldınız mı? yada siz olsaydınız bu masalda ne olmasını arzulardınız.......belma.....

VE ZEUS KADINI YARATTI



pandora bu dünyaya yaptıklarının hesabını nasıl ödeyecek.yunan mitolojisinde prometeus tanrılar içinde insana en yakın olan iyi yürekli bir tanrıdır. o tanrılar tiranında bulunan ateşi alarak insanlara armağan eder.ama bu insanlar sadece erkektir. ateşin dünyaya gelmesiyle bu erkek insanlar çok mutlu olurlar.zeus ise dünyada tanrıları düzene sokan son derece agresif kötü bir tanrılar tanrısıdır.her tanrıya öfkesi olan zeusun öfkesinden prometeusda nasibini alır.insanların mutlu olmasını hazmedemeyen zeus, bakın ben şimdi sizin başınıza öyle bir bela vereceğim ki siz mutluluğu bundan sonra mumla arayıp zor bulursunuz diyerek kötülük yemini eder.tanrıların tanrısı tüm güzellikleri onun üzerinde toplayarak ilk kadını yaratır.burada kadının bir öfke sonucu yaratıldığı bir ceza görevi gördüğünü söylememe sanırım gerek yok.kadın tanrıların tanrısı zeus tarafından diğer tanrılara ve dünyada kadınsız yaşayan mutlu erkeklere kötülük olsun diye yaratılmıştır.pandora dünyaya yollanmadan önce zeusun ona armağan ettiği sandığı alır.zeus pandoraya asla bu kutuyu açmamasını söyler ama bir yandanda onun tüm güzel özelliklerine rağmen merakından dolayı bu kutuyu açacağını bilir.pandora dünyadaki sarayına adım atar atmaz içindeki merak onu kemirmeye başlar.kafasında sürekli kutu vardır.obsesif bir hal almıştır. pandora sonunda dayanamayarak kutuyu açar.kutunun içinden tüm insanlığa zarar verecek hastalıklar kötülükler şiddet öfke kederler acılar çıkar.yaptığına çok pişman olan pandora son olarak kutuyu kapatmayı başarır ama son pişmanlık fayda ne eder ne etmez. ve kutunun içinde sadece umut kalır.dünyanın düzeni bozulur.pandora ömür boyu vicdan azabı çeker mi bilinmez ama yaşadığı çağda yada şimdi arkasından bolca kendisinden konuşturur.konuşanların ona iltifat ettiğinide sanmamaktayız. bunca felaketin başımıza gelmesini sağlayan bu şahsına münhasır kadın bizde çok büyük öfke uyandırmıştır.ilk önce yaşama gelme nedenimiz odur yani bir kadın olarak bizim atamız pandoradır.günümüzde kadınların muhteşem yaratıklar olmak zorunda kalmaları güzelliği temsil etmelerinin altında yatan nedende o dur .pandora bizim kompleksimizdir.onun yaptıklarından dolayı sürekli yargılanmak zorunda bırakılırız.bütün kötülüklerin anası olduğumuz yüzümüze haykırılır.sürekli şeytanla işbirliği içinde olduğumuz sanılarak cadı muammelesini biz onun yüzünden görürüz.her acıda onun sayesinde bizim parmağı vardır.onun yüzünden herşeyi kabul edip hiç birşeye karışmayız.sürekli afedilmeyi beklememizin nedenidir. sürekli altan almamızın yegane sebebidir.zayıflığımızın kafamızın öne eğikliğinin sorumlusudur.erkeklerin mutlu dünyasını güzelliği ve cazibesiyle mahfetmiştir.tüm suçu bununla kalmaz tüm dünyaya tamiratı mümkün olmayan şiddeti öfekeyi getirmiştir.soyunun ilerlemesi için doğurduğu çocuklar bile onu afettirmeye yetmez.bizde hem nefret hem öfke uyandırır.ama bu hikayede yönettiği tanrılarından kazık yediğini düşünerek intikam almaya çalışan, şehvet haz ve güzelliği kullanarak yarattığı kadını intikam amaçlı dünyaya yollayan zeusdan ve dünyada mutlu huzurlu yaşarken bir güzel kadın tarafından kandırılan erkeklerin zaaflarının açtığı tahribattan elbette bahsedilmez.......belma

28.05.2007

VİRGİNYA WOLLF'UN HAYATI


V.WOLLF 1882 yılında londrada doğar.1895 yılında kısa hikayeleri yayımlanır.sıradışı bir hayatı vardır.babasıyla sürekli bir çekişme içindedir.verilere göre manik depresiftir.doktorlara kuşların yunanca öttüğünü kral edwardın değişik bir lisanla kendini öldürmesi emrini verdiğini söyler.bu arada bir kaç kez intihar girişiminde bulunur.doktor raporlarına göre hastalığının nedeni sürekli düşünen kadınların fiziksel kökenli yetersizliklerinin gereksiz entellektüel girişimleriyle birleşmesi sonucu ortaya çıkan ruhsal bir hastalıktır.wollf doktorlardan ve iyleşmekten nefret eder.küçük yaşında bir akrabasının tecavüzüne uğramış olmasının doktorlar tarafından bir ehemniyeti yoktur.1912 de LEONARD WOLLFla evlenir. yetersizliklerle dolu bir evliliktir.bay wollfun basım evi sahibi olması bayan wollfun kitaplarını yayınlaması açısından bir fırsattır.bu arada kadınlarlada yakın duygusal ilişkiye giren wollf orlando kitabını sevgilisi vitaya bir aşk mektubuyla ithaf eder.yayımlanmış eserleri arasında.orlando-dışa yolculuk-yıllar gece ve gündüz-jacob'un odası-perde arası-flush vardır.1929 tarihli -kendine ait bir oda-feminist hareketin klasik bir romanı olarak kabul edilir.bu kitabı en kolay okunan kitabıdır.wollf bilinç akışı yöntemini en iyi uygulayan yazarlardan biridir.

ikinci dünya savaşının başlamasıyla duyduğu korku,yeteneğini kaybetmiş olmanın verdiği stres sonucu ruhsal bunalıma girer.28 mart 1941 de içinde bulunduğu durama daha fazla dayanamayıp,evlerinin yakınlarında bulunan nehre ceplerini taşlarla doldurarak atlayıp intihar eder....derleyen belma

GENÇLİĞİN ATATÜRK'E CAVABI


Ey Büyük Ata, Varlığımızın en kutsal temeli olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetinin sonsuz bekçisiyiz. Bu karar, değişmez irademizin ilk ve son anlatımıdır. İstikbâlde, hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir. Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun güçlü temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her atılım bilinçlidir. En kıymetli emanetimiz olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti, varlığımızın esası olarak, eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde sonsuza dek yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir. İstiklâl ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar, en modern silahlarla donanmış olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, ulusal birliğimizi ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaktır. Çünkü, bu aziz vatanın toprakları üzerinde yetişen azimli ve inançlı Türk gençliği, dökülen temiz kanların ve Cumhuriyet devrimlerimizin aydın ürünleridir. Vatanın ve milletin selameti için her zorluğa iman dolu göğsümüzü germek, gerçek amacımızı olacaktır.
Ey Türk'ün büyük Ata'sı ! İstiklâl ve Cumhuriyetimizi korumak gerektiği zaman, içinde bulunacağımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp her güçlüğü yenmek azmindeyiz.
Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize, namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk ulusuna adarız.

TÜRK GENÇLİĞİ

26.05.2007

YOKSULLUĞU GÖRMEZLİKTEN GELEREK YOK ETTİĞİNİ SANMA!

GÖRKEMLİ MÜZAYEDELERDE,
ÖLÜ FİATINA SUNULDU YOKSULLUK.
ONLAR UCUBE SOKAKLARDA;
YAĞMURA TUTUNARAK YÜRÜYÜP,
KELEPİR YAŞAMLARLA DOYURDULAR KARINLARINI.
ÇÖP TORBALARINDA KİMSESİZDİ ÖLÜMLERİ.
VE KÖŞE BAŞLARINDA YİTİRDİKLERİ DÜŞLERİNDEN SONRA,
SİREN SESLERİNE KARIŞTI CESETLERİ...

Katkıda bulunanlar